HASTAYIM –HASTASIN -HASTA

HASTAYIM –HASTASIN -HASTA
-Ah canım hasta mısın,geçmiş olsun neyin var?
-…….
(Yok hasta değilim sadece hastane kalabalık mı diye bakmaya geldim)
-Tüh tüh daha da pek gençsin neren ağrıyo ?
-……..
(Hastalanmak için belirli bir yaş sınırını geçmemiz gerekiyormuş gibi.
-Benim böbreklerim iflas etmiş sorma.
(Zaten sormuşmuydum,ben niye hatırlamıyorum)
(Allahım nerden oturdum bu sandalyeye kalkıp gitsem ayıp olur mu acaba)
-Senin neyin var evladım? (ısrarla)
-Kontrole geldim teyze.
-Haa iyi etmişsin sakın ihmal etme.Bak bana sadece böbrek mi ,şimdide nefes alıp konuşamıyorum tıkanıyorum.
-??!!!
Hasta doktor odasının kapısında ecel terleri dökerken psikiyatr odasının kapısı açılır hemşire hastanın adını okur.Ohh çok şükür kurtulmuştur.Teyze dehşet içinde..
-Aboo deli doktoruna gelmiş bende kimle konuşuyorum!
Bu sefer yanındaki hastaya sarar senin neyin var evladım?
İşte size hastane diyalogları,hastaneye gitmek zaten insanı yeterince geriyor,birde böyle meraklı teyzelerin varlığı insanı daha da daraltıyor.Bundan memnun olanlar da var sormayın.Karşılıklı hastalıklarını anlatıp ilaç tavsiyelerinde bulunanlar ,birbirlerine teşhis koyup doktorlara atıp tutanlar..Hatta bazen aynı mahalleden,köyden çıkanlar,hatta hatta uzaktan akraba olanlar bile olur.Hani eskiden düğünler de kız beğenip dünür olanlar şimdi kızlara hastanede bakmaya başladı.
-Bak bak ne merhametli kız annesini doktora getirmiş,şimdi var mı böyle gençler aferin evladım.
Biraz evvel içeri giren hasta dışarı çıktığında teyze hala yerindedir ,bu sefer soru sormak yerine gözlerini ondan kaçırmaktadır.Öyle ya diğer hastalara göre daha kıdemli görünmektedir.Çünkü her psikiyatra giden ya deli ya ruh hastası olmalı ! Bu memlekette göz doktoruna gider gibi psikiyatra gidemezsiniz.O meşhur ön yargılarımız burada da devreye girmekte ve şüphede sınır tanımamaktadır..İnsan düşününce ,çevresinde sıkıntısını paylaşıp dertleşmek istediği birini bulamayınca ,gitmesi gereken en doğru adres psikiyatrlar bence.Yarın bir gün anlattığı şeyleri bir başkasından duyma tehlikesi varken Hipokrat yemini etmiş birisini tercih etmek daha mantıklı değimli.Ama sırf yargılayacaklar diye dahiliye kapısında bekleyen psikiyatr hastalarını görmek çok üzücü gerçekten.Son dakikaya kadar nereye gidecekleri konusunda renk vermeden beklerler,ne garip insan “el ne der “lerle hayatını yönlendirip sırf bu yüzdende hasta oluyor.
Hastaneler gerçekten yüzlerce olay,hikaye ve hayatla dolu.O kadar renkli hastalar var ki, kendi teşhis ve tedavisine kara vererek gelen ve doktoru çıldıran hastalar.
-Hoş geldin amca buyur neyin var
-Ne bileyim doktor bilsem gelirmiyim doktor olan sensin.
-Yani şikayetleriniz neler?
-Ciğerlerimi üşütmüşüm galiba öksürüyorum,bizim hanım ilaçlarından aldım ama niyeyse geçmedi.
-?? Doktor ne yapsın hasta teşhisi koymuş tedaviye başlamış bile ,tedavisi sonuç vermeyince doktora gelmiş.
Aksi durumlarda var.Fıkra gibi doktorlarımızda var hani
-Buyurun şikayetleriniz neler ?
-Merdiven inip çıkamıyorum dizlerimden perişanım evladım.
-Yaş kaç amca?
-68
-Yok bir şeyin yok turp gibisin.
Ağlanacak halimize gülerek eve geliyor halimize şükrediyoruz .Bazen öyle hastalar oluyor ki gerçekten doktorları çıldırtmak için sanki özel tutulmuşlar.Konulan bütün yasakları çiğneyen ,hastanede ikamet etmek için her yolu deneyen muzip hastalar.Hastanede ki arkadaşlıklar hoşuna gidip de çıkmak istemeyen hastaları tanıyorum.
Adı ruh doktoruna gitti ye çıkacak diye bunalım geçirmeye hiç gerek yok.Boş veer arkadaşım el ne derse desin önemli olan senin sağlığın.Aslında herkes sıkıntılarını tedavi yönüne gitseydi belki de bu kadar şiddet cinayet ve saldırganlık olmazdı.Çünkü yaşam şartlarından yada başka sebeplerden dolayı insanın ruh sağlığı bozulabilir ,bunda utanacak, kaçacak, saklanacak ne var yani.Göz doktoruna giden bir hasta ne kadar utanırsa sende o kadar utanmalısın.Doktora gitmek ne zamandan beri ayıp oldu. Relaks relaks …
Sağlıklı ve mutlu günler dileğiyle

Published in: on 29 May 2009 at 4:04 pm  Yorum yapın  
Tags: , , ,

FATİH ’İN FETHİ

youtube=http://www.youtube.com/watch?v=2m-qtdonhQs]  

                   Yıl 1453 aylardan Mayıs günlerden Salı.Tüm dünyada bir sessizlik,kopacak olan kıyametin öncesi bir sessizlik.Konstantinopolis’in kapısında gencecik bir komutan, sadakat ve kudret timsali askerlerden oluşan bir ordu.29 kere kuşatılan fakat alınamayan bir şehir,sükut halinde yeni sahibine kavuşmak için sabırsızlanıyor.Konstantinopolis surları tedirgin ve korku içinde bekliyor.Mehter marşıyla bile korkudan ilikleri kuruyan düşmanın karşısında şimdi Sultan Mehmet ve ordusu vardır.

                  Konstantinopolis surlarına dayanan bir Sultan gencecik,19 yaşında tahta çıkmış 7 yabancı dil bilen ,Akşemsettin gibi bir hocanın  talebesi,matematik,geometri,hadis,tefsir,fıkıh kalem ve tarih bilimleri eğitimini almış bir sultan.Ya İstanbul’u alırım  yada İstanbul beni diyerek  21 yaşında şehrin kapısına dayanan gencecik bir sultan.19 nisan ,6 ve 12 mayıs ve 29 mayısta yapılan dört büyük saldırıdan ve 53 gün süren kuşatmadan sonra Doğu Roma İmparatorluğunun 1125 yıllık başkenti Konstantinopolis ,29 mayıs 1453 Salı günü fethediliyordu.Hem de ne fetih ,akıllara durgunluk veren bir deha örneği.Hocası Akşemsettin’in çocukluğundan beri Sultan Mehmet’e Hz. Peygamberin “Konstantin elbet fethedilecektir.Onu fetheden komutan ne iyi komutan ve onun askerleri ne güzel askerlerdir “ hadisiyle müjdelenen komutanın kendisi olduğunu söylüyor ve cesaret veriyordu.

               Haliç’e Bizans askerleri tarafından demir çekilmesi üzerine deliren ve gemileri karadan yürüterek “benim kudretimin ulaştığı yerlere onların hayalleri bile ulaşamaz “ diyerek 70 parça gemiyi karadan yürüterek Haliç’e indiren bir sultan.İstanbul’u alarak “ülke açan,ülke alan” anlamına gelen Fatih unvanını alan ve Fatih Sultan Mehmet olan bu fetihle çağ açıp çağ kapayan bir sultan.

               Bu fetih çok kanlı oldu,nice yiğitler bu savaşta can verdi,bu yiğitler arasında Bizans surlarına Osmanlı sancağını diken Ulu batlı Hasan da vardı.Ama onlar İstanbul da çan seslerini ezan seslerine bırakacak olan bir uğurda şehit olan yiğitlerdi.Fetihle birlikle İstanbul semaları ezan sesleriyle süslendi.Fatih’in şehre girmesiyle birlikte  papazlar ve halk sultanın ayaklarına kapanarak af dilediler. Çünkü o zaman ele geçirilen şehir yağma edilirdi.Fakat fatih “ kalkınız ve müsterih olunuz.Ben sultan Mehmet, hepinize söylüyorum ki bu andan itibaren ne hürriyetleriniz nede hayatlarınız hakkında gazap-ı şahanemden korkmayınız.Kimsenin malı yağma edilmeyecektir ,kimseye zulüm yapılmayacaktır.Hiç kimse dini inançlarından dolayı cezalandırılmayacaktır” diyerek tarihe geçmiştir.

             Osmanlıyı ve Türkleri barbarlıkla suçlayan kesime ithaf en duyurulur.Şimdi bakın günümüz savaşlarına insanların  can ,mal ve din hürriyetleri  ne güzel muhafaza ediliyor ???Bırakın dünyadaki savaşları ülkemde nerdeyse din hürriyetimi yaşayamayacağım.Osmanlı dünyaya İslam’ı yayma çabasıyla birlikte hiçbir zaman zorlama yapmamış din hürriyetine saygı duymuştur.Neyse o konulara daha sonra değiniriz.

             Fatih Sultan Mehmet Venedikliler tarafından tertiplenen on dört suikast ten kurtulmuş,  fakat sonuncusunda yahudi olduğu söylenen fakat saraya sızarak kendini türk olarak tanıtan bir doktor tarafından zehirlenerek öldürülmüştür.Bu kısa hayatı boyunca yaptığı fetihlere bakın.

             Elimde değil yine kıyas yapacağım,şimdi 21 yaşındaki gençlere bakın internet başında ,kafe köşelerinde  parklarda başı boş.Yoo abartmıyorum bu kesim çoğunluğu  oluşturmaya başladığı için gerçekten çok üzülüyorum aslında hepsinin damarlarında Fatihin kanı var ama..

              Şimdi böyle bir Fatihe ve fetih’e  sahipken bunu ne kadar anlatıp yaşayabiliyoruz.Milyon dolarlarla çekilen uyduruk ve küfürlü filmler yerine böyle muhteşem tarihi filmler çekilemez mi.(bu konuya bir el mi atsam acaba ).Amerikalılar ,hakları olmadığı halde burunlarını soktuğu ve büyük bir hüsranla çıktığı bir Vietnam savaşı üzerine onlarca beklide daha fazla kahramanlık filmi çekmişken bizim neden bir tane bile filmimiz yok .Daha yakın tarihte Irak savaşında yaptıkları zulümleri bile ,kendileri mağdur olmuş gibi lanse eden ve kahramanlık filmleri çekenler varken biz neden uyukluyoruz .İşe yaramaz Amerikan hatta bazen Türk filmlerini bile temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp sürekli izlettirip bööö dedirten yapımcılar nerelerdesiniz.Fi tarihinde çekilen bir iki film dışında bana isim  verebilirmisiniz?

              Tarihimle övünüyor ve Fatihin torunu olmaktan gurur duyuyorum .

HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK ?

               HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK ?

               Bir gün Nasreddin  Hoca’nın eşeği çalınmış.Can sıkıntısı içerisinde durumu komşulara anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış.Birisi:

-Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki? Bir başkası:

-Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor ?diye konuşmuş

Bir diğeri de:

-Hocam  demiş,kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin.Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok.Nerden baksan dökülüyor.Hoca kızmış:

-Yahu demiş,iyi güzel de kabahatin hepsi benim mi ?Hırsızın hiç mi suçu yok?

 

             Bu fıkrayı bilmeyenimiz yoktur kesin.Hoca efendi ne güzel söylemiş ne güzel dokundurmuş Allah ondan razı olsun.Öyle olaylar yaşıyoruz ki bizimde çıkıp hırsızın hiç mi suçu yok diye simiz geliyor.Bizimkilerin eşeği çalınmadı,öyle olsa iş kolaydı “amaaan çalınan eşek olsun yenisi alınır” der sineye çekilirdi.

             Çalınan devletin arazisi,gasp edilen insanların hakları olunca ister istemez ses tonlarında yükseliş,müdahaleler de sertlikler olması kaçınılmaz oluyor.Hepiniz tanık olmuşsunuzdur çevremizde seçim zamanında meydana gelen kıpırdanmalar,inşaat alanında bir hızlanma ,bir” bereket” olur.Katlar peş peşe çıkılır yeni yeni evler türer.Yanınızdaki evin akşamdan sabaha bir kat doğurduğunu görürsünüz.Geçende dedim ya yurdum insanı çok yaratıcı ve zeki! Neyi ne zaman yapacağını çok iyi biliyor.Medyada sık sık bu tip haberlere rastlarız,bir çok kez de kaleme alınmıştır ama ne kadar yazılsa ve çizilse sonuç değişmiyor ,değişmeyecek gibide görünüyor.

            Hep birlikte izledik kaçak katların yıkım haberlerini.O ne yıkımdı öyle ,sanki dersiniz “İstanbul kaçak yapı yıkım muharebesi”.Bağırmalar,çağırmalar ,feryat figanlar,okullara atılan gaz bombaları.Gaz dumanları arasında evlatlarını arayan ağlayıp sızlanan analar babalar,yaşadıklarının şokunu üstünden atamayan sersemlemiş çocuklar.Hepsi ne için ,nasıl olsa ruhsat alırım diye çaktırmadan çıkılmak istenen bir-iki kat için.Peki değer mi?Dünya malına tamah etmiş insanlar için elbette değer..

Devletin malı deniz yemeyen ….. mantığı ile hareket edenler için elbette değer..

Nasıl olsa seçim arifesi kimse sesini çıkarmaz ,herkes yapıyor bizde yapalım , nasılsa yıkamazlar diye düşünen mantık için elbette değer..

Aslında bu bir-iki kat meselesi de değil koskoca siteleri yada  …..kentleri kaçak yapanlara ne demeli .Götürünce büyük götüreceksin mantığı olunca hırsızlıkta sınır tanınmıyor.

Be Müslüman bunlara değer mi hiç? Ondan sonra yıkım zamanı geldiğinde bir elinde bıçak bir elinde hiçbir şeyden haberi ve suçu  olmayan sebi,çık çatıya asarım ,keserim  ohh ne ala. Yada çık dükkanın tepesine kır şişeyi keserim bileğimi ,var mı öyle ?Örnekler çook .Çatıdan in meydana bir bidon benzin dök üstüne yak kendini değer mi gözüm?

        Mecburiyetten olanı belki anlayabilirim,hani yıllar önce bir gecede inşa edilen.”kondu” ları belki..İçine girebileceği,başına yağmurun akmadığı kondular‘ı yapanlarda haklı değil, nihayetinde devletin malını işgal ediyorlar ama….

        Adam gecekondunun üstüne iki-üç kat çıkmış biri oğluna ,biri kızına var mı böyle bir şey.Diğer insanların haklarını gasp etmeye ,devletin malını çalmaya ,birde zeytinyağı gibi üste çıkmaya kimin ne hakkı var.Yaptıkları işin yasal olmadığını bile bile ,sonuçlarını tahmin ettikleri halde iş yıkım zamanına gelince feryadı figan, bu ne mantık.Haa diyeceksiniz ki belediyeler neden göz yumuyor peki.İstisnalar kaideyi bozmaz tabii,bizim belediyemiz gibi çok güzel çalışan belediyelerde var.Bazı aksaklıklar ve gecikmeler olsa bile çalışmaların  hızla devam ettiğini umuyor ve destekliyoruz. Ama bazı belediyelerin buna oy için göz yumduğunu bilmiyor da değiliz .Bir bakıyorsunuz park alanı olarak gösterilen bir yere inşaat başlamışlar , ne diyelim kolay gelsin.Ama sonuçta böyle yıkımlar oluyorsa o zaman “ya sonra yıkarlarsa” diyerek böyle gayri meşru işlere kalkmayın efendim.Göz yumunca haramlar helal mi oluyor.Kimse kimsenin duygularıyla oynamasın ,hele bunda hiçbir suçu günahı olmayan çocukların,o masumların,güllerin duygularıyla hiç oynanmasın.Şimdiii burada hırsız kim hoca kim varın siz düşünün ,bulunca cevabı bana da yazın.

SESİMİZİ DUYAN VARMI

Kaldırımları nasıl bilirsiniz ?Garip bir soru oldu,mevtayı nasıl bilirsiniz der gibi.Peki şöyle başlayalım kaldırımlar size neyi çağrıştırıyor.Bakın şimdi buna verecek mantıklı bir cevabınız vardır.
Mesela kaldırımlar bir sahil boyunca sevdiğinizle birlikte el ele tutuşarak dolaştığınız ,bir çok anınızı paylaştığınız yer olabilir.Bu örnek kaldırıma değil de sahil boyu terimine daha çok uydu gibi…O zaman ne yapalım ,ne yapalım..tamam buldum.
Kaldırım aslında trafikte insanların güvenle yürüyebileceği,can güvenliğinin sağlandığı yollar diyebilir miyiz ,sanki bu daha doğru oldu.Neyse sözlüğe bakmadım ,gerekte yok benim kanımca kaldırım tarifi bu olmalı.
Gelelim asıl mevzuya ,kaldırımlar gerçektende yayaların güvenle kullanabileceği yerlermi,tabii öyle öylede bu kaldırımları ah birde kullanabilseler.
Yoo yanlış anlamayın daha önceden bahsettiğim gibi dükkan sahipleri eşyalarını sergilemek için ,kaldırımları işgal ettiklerinden değil bu sıkıntı.Gerçi hiçbir şey değişmedi hala eşyalar dışarıda, yayalar yollarda,insanlar yol kenarlarına dizilen mantarları sökmüşler,arabalar kaldırımda .Yurdum insanı her konuda çok yaratıcı.Zaten dar olan kaldırımda arkadaşınızla yürümeye kalksanız imkanı yok ,birde karşıdan geleni hesap edin çarpışan otolardasınız !veee var gücünüzle bağırıyorsunuz,SESİMİZİ DUYAN VARMI ….!!
Neyse konumuzu dağıtmayalım,ne diyorduk kaldırımları kullanamamaktan şikayet ediyorduk,belli bir noktadan sonra kaldırıma sığmayınca yollara iniyor adımız Kırıkkaleliler yol ortasında yürüyor a çıkıyor Biz bunu bir sorun olarak görürken engelli arkadaşlarımız ,kardeşlerimiz bu sıkıntıyla karşılaştıklarında ne yapıyorlar acaba.Geçenlerde arkadaşımla çarşıda işimizi bitirmiş eve dönüyorduk ki engelli iki kardeşimle yolda karşılaştık.Gerçektende yoldaydı kardeşim çünkü kaldırıma çıkmıyordu.Yok canı istemediği için değil ,bir sürücünün canı öyle istediği için ,kafanız mı karıştı ? Yani sürücü öyle bir yere park etmiş ki başkası umurunda değil,neye engel olduğunu bilmiyor yada umursamıyor zaten park ediş şekli ofsayt.Diğer araçlar için tehlike arzettiği yetmiyormuş gibi birde engelli kardeşlerimiz için yapılmış kaldırımın önüne park etmiş.Zaten trafik oldukça yoğun,insan yürümekte ve araba kullanmakta oldukça zorlanıyor ,bu duyarsızlık bu egoistlik ve amaan sende cilik neden .Kardeşimde inatla başka bir yoldan gitmek yerine hakkını aramayı tercih ederek trafik polisinden yardım istedi ve sonunda hakkını aldı ve arabaya ceza kestirdi.Şarkıda diyor ya ,boş vere boş vere ne hale geldik.
Durup durup bana sorma
Bunu bilmek olay değil
İnsan doğduk insan ama
İnsan olmak kolay değil
Diyor şair.Daha sonra birlikte yürüdük ve fark ettim ki insanlar gerçekten de yaşamadığı zaman zorlukların farkında olmuyor. Kardeşim bana engelliler için yapılan kaldırımlardaki eksikliklerden bahsetti. O söyleyince fark ettim ve bunu daha önce düşünmediğim için kendime çok kızdım.Mesela kaldırımların çıkışı var ama sonunda inişi yok yani engelli bunu görünce tekrar geri dönüyor ve başka bir yol arıyor.Yada tam tersi ,çıkışı yok ama inişi var ne saçma tam Temel fıkrası gibi.(ayrıca bu Temellerden ne istiyorlar onu da bilmiyorum)
Üstadın dediği gibi
İçimde damla damla bir korku birikiyor
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler
Engelli kardeşim bu sıkıntısını yetkili şahıslara bildirdiğini fakat onların sorunu çözmek yerine yaptıkları faaliyetleri anlattığını söyledi.Bazı büyük şehirlerde engellilere yönelik güzel hizmetler olmakla birlikte bir çoğunda olmaması bu yazıyı yazmak için kafi galiba.10-16 mayıs engelliler haftası olarak kutlanıyor her zamanki gibi belediyeler tarafından proğram hazırlanmıştır. Konuşmalar şiir,spor gösterisi vs..Engellilerin yaşadığı zorluklar yapılması gerekenler vs.vs. maalesef konuşmaktan öteye geçilemeyen bir proğram daha yaşanır ve bir sonraki seneye kadar engelliler unutulur,bu kardeşlerimiz senede bir kez hatırlanmak değil dertlerine çare istiyorlar.Kaç iş yerinde çalışan engelli bir kardeşimi gördünüz ,ama onların ufku o kadar açık ki o kadar yetenekliler ki aklınız almaz ve o kadar hayat dolular ki ve o kadar pozitifler ki.
Toplum olarak gerçekten çok duyarsızız ve şükretmesini hiç bilmiyoruz .Bu gün sağlıklıyız ama bir gün bizde o duruma düşebiliriz gibi klişe laflara gerek yok
Neler gördük bu dünyada
Neler verdik bu uğurda
Sultan olmak kolayıda
İnsan olmak kolay değil ………..
diyelim ve bitirelim

GÜL KOKULUM

10wt18iv2tl1 GÜL KOKULUM
Gül kokulu oğlum,gül kokulu,gardaşım,gül kokulu yarim..Çiçeğim cennetle müjdelenmiş şehidim, askerim,Memed’im.Anasının kuzusu saçları kınalısı,kiminin ilk göz ağrısı.Çiçekler sevginin diliymiş, acıyı hele evlat acısını hangi çiçek ifade edebilir,dünyanın bütün çiçekleri olabilir mi ,sizce mümkün mü bu….
Herkesin bir gülü ,gülleri vardır,her gülün ayrı güzelliği,ayrı kokusu.Gülünüzü o kadar çok seversiniz ki o kokunun içinde boğulup gitmek yada yeniden doğmak istersiniz.Gülünüzü o kadar çok seversiniz ki koklamaya kıyamaz,kokladıkça kokusu bitecek ,solup sararacak,yaprakları dökülüp kuruyacak sanırsın.İşte o yüzden incitmeden koklar,gözlerinle okşar,yanındayken hep hasret kalırsın.
Güller tek başına bu kadar güzel olursa ,birde demet halini canlandırın gözünüzde ,ne muhteşem bir görüntü…
On adet gül yola çıktılar,diğer onlarca arkadaşları gibi.Ama onlar başkaydı ,bambaşka.Onların hikayeleri arkadaşlarıyla aynı başlamıştı belki ama çok farklı bitecekti.On farklı hikaye ,on farklı aile,on farklı sevdalı.Birlikte bir yolculuğa çıkılmıştı,sadece gidiş bileti olan bir yolculuk.Zaten oraya giden bir daha dönmek istemiyordu ki, ama bunu kalanlara nasıl anlatmalı.
Güle oynaya şarkılarla,türkülerle,dualarla çıkıldı yola,hedefe varmak için sabırsızlanıyor yolculuğun bitmesini dört gözle bekliyorlardı.Otobüs gül bahçesiydi,onlarca gül,ama onca gülün arasından seçilmiş on gül.Hepsi seçilmişti hepsi özeldi ama onlar başkaydı.Aynı yolculukta birbirini tanımayan on yolcu, onlar çok özel bir yere gidiyordu,sevenleri,sevdikleri aileleri,sevdalıları istemese de onlar gidiyorlardı.O kadar güçlü, yürekli ve cesurdular ki bakışları şahin yürekleri dağ gibi….
Analar güllerini yolladılar,kokularına doyamadıkları,yeterince koklayamadıkları.
Kimi sözlü,kimi nişanlı,kimi evli kiminin vardı kırk günlük bebesi,ama onlar gözlerini kırpmadan seve seve gittiler vatan beklemeye.Kahpe düşmanın karşısında aslanlar gibi durdular,düşman o kadar korkaktı ki yüz yüze çarpışmaktansa ,arkadan vurmayı, hain tuzaklar kurmayı tercih ediyorlardı.Üstlerinde çaputlar ellerindeki bez parçasıyla ne kadar da………..görünüyorlardı.
Siz kimsiniz ki benim yiğidimin,aslanımın, gülümün, Memedim’ in karşısına çıkacaksınız.Siz kimsiniz ki benim yiğidime kurşun sıkacaksınız,haa diyelim sıktınız korkup kaçacaklar mı sandınız sizin gibi.Bir Memedi yada on Ahmedi vurdum diye sevinenler yüz binleri,milyonları şaha kaldırdıklarını fark etmiyorlar galiba.Güller doğdukları toprağa geri döndüler.Ne mutlu onlara ki şehit oldular.”Allah yolunda öldürülenlere “ ölüler” demeyin.Aksine onlar diridirler ancak siz fark etmiyorsunuz [bakara,2/154] ayetine muhatap oldular.Alçak düşman cehennem çukurunu dolduracakken onlar cennet bahçelerinde gezecekler.
O güller kahpe kurşunla vurulurken, vatan sağ olsun diyerek ölümden korkmadan , toprağın koynuna tebessüm ederek girecek.
O güller ki vatan borcunu her şeyden kutsal bilecek ,vatanını anasından, babasından ,sevdalısından daha çok sevecek.
O güller ki göğsünde Allah sevgisi ve imanı ,cebinde yavuklusunun mektubu elinde öldüğünde bile bırakmadığı silahı olacak .Böyle bir yiğidi hangi kahpe kurşun vuracak.
O yiğit ki “öldüğümde arkamdan ağlamayın bin canım olsa hepsini bu vatana seve seve veririm diyecek,tabutunun başında iki yaşındaki oğlu asker selamı duracak,büyüdüğünde babasının yerini ve öcünü alacak.
Anneler günü yaklaştı,herkes annesine ya bir hediye alacak yada bir çiçek.Hiç bir şey alamayan elini öpüp yanağına bir buse konduracak ,annesinin göğsüne yaslanacak.Peki ya gidenler gidip de geri dönmeyenler.İşte o zaman roller değişecek o mübarek anneler ,kendilerine gelemeyen güllerine bir demet çiçek alıp gidecekler.
“Sen gelemedin oğul ama ben sana geldim yavrum diyecek.Kardeşini senin yerine bu vatan için yetiştiriyorum sen rahat uyu” diyecek.Gül kokan toprağını doya doya koklayarak bağrına basacak,artık solmasından yapraklarının dökülmesinden korkmayacak.
Annelik herkese nasip olmaz ,hele şehit annesi olmak çok özeldir ve bir o kadar da zor .Bütün şehit annelerinin ellerinden hürmetle öpüyor ailesine ,eşine ve çocuklarına başsağlığı diliyorum.
…….. ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ………………..
[

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.