MUTSUZ ANNELER–SEVİNEMİYORUM

MUTSUZ  ANNELER–SEVİNEMİYORUM

Anneler günü ….kutsallık,fedakarlığın en uç noktası,şefkatin timsali,başların taçları,gönüllerin ilaçları. Bu anneler günü hiçbir şey yazmak gelmemişti  içimden yürümedi  kırık kalemim,tercüman olmadı olamadı duygularıma.Yada gerçek duygularımı yazamadığım  haykıramadığımdan içindi bu isteksizlik.Ben bu günlerde sevinemiyorum artık,sevinmekte istemiyorum.

Anne  olmak ,kadın olmak  bizim yada herhangi bir toplumda neye göre  kime göre kutsal,hani nerde bunun göstergesi.Her anneler gününde sıradan başlıklar gazetelerde tv lerde birkaç aceleyle hazırlanmış proğram .En fazla yılın seçilmiş bir annesi yada gazetede yalnız bir annenin  dramı.

Kadınları cariyeleri gibi gören erkekler için anneler günü gelmiş ,gelmişte ne olmuş …..kadın  bir çok yerde  çocuk doğuran  , aş  pişiren ,tarlada amele,konuşma hakkı olmayan yorulmayan hizmetçi değilmi….Çok çok istedikleri zaman elde edebilecekleri yok eğer olmazsa isterlerse öldürebilecekleri bir varlık değillermi.Feminist kesinlikle değilim ama son zamanlarda kadınlara yönelik şiddetin artmış  olması dikkatimi çekiyor ve ben bu gün için sevinemyorum.Hemen hemen  her gün bir cinayet haberi ile irkiliyorum.Bir çok erkeğin , kadınların duyguları olmayan ,ellerini uzattıklarında erişebilecekleri ,paşa gönülleri istediğinde üstüne kuma da getirip  isterse terkedebilecekleri  fikrine sahip olduğunu düşünüyorum..

İnsanların fıtratlarında var diyeceğim ama oda HZ .Ademe iftira olur .O bile Hz .Havvanın aşkına yasak elmayı yememiş mi..?Bunun nedeni insanın karakteri yada yetiştirilme tarzı olabilir.Bir erkeği yine bir kadının yetiştiriyor olmasıda içinden çıkılmaz bir muamma..kısır döngü.

Evlatları ellerinden alınan vahşice katledilen annelerin anneler gününde  sevinemiyorum….ve üstelik verilen cezaların caydırıcı hiçbir etkisi yok    ..ne korkunç. Birde    “ben hastayım beni tedavi edin “  demiyorlarmı   ,kafayı yememek elde değil.Allah aşkına şu idam cezasını çok değil bir senelik uygulamaya koysunlar bakalım neler olacak.

.Ben mutlu bir anneyim benim annemde  ve bir çok arkadaşımında  mutlu bir anne olduğunu biliyorum…ama çok uzak değil yakınlarda bir yerlerde belkide yanıbaşımızda hiç ama hiç mutlu olmayan annelerin varlığı ve bunlara sebep erkeklerin umursamazlığı ne acı.Bunu daha kaç kere yazmak ,çizmek  ve söylemek  gerekecek bilmiyorum ama beyler kadınlar sizin mallarınız değiller.

Başlara taç edilen anaların başlarına ne çoraplar örülüyor.,dertlere ilaç anaların gönülleri nasıl da zehirle doluyor. Sivil toplum kuruluşlarının  ,kadın sığınma evlerinin çokluğu ailenin nereye doğru gittiğin açık göstergesidir.Toplum bu haldeyken  bu kuruluşların varlığı sevindirici muhakkak,ama  asıl çözüm bunlara sebep olan nedenleri ortadan kaldırmaktır.Eskiden her sorunun sebebini eğitime bağladıklarında kızardım ama evet doğru  çare EĞİTİM  ve özellikle maneviyat  ve güzel ahlak.

Bütün bunların aksine sevecen ,şefkat dolu,nazik,anlayışlı,Allah korkusu ile kadınların kendilerine bir emanet  olduğunu  bilerek  yaşayan ve  bunu  hissettiren  beylerede sonsuz  teşekkürlerimi  sunuyorum.

EDEBE DAVET

EDEBE DAVET

Bir partiye mensup olursunuz olmazsınız ,onu destekler yada desteklemezsiniz,yaptıklarını onaylar yada onaylamazsınız bütün bunları yapmaya ,özgür iradenizi kullanmaya hakkınız vardır….amma…

Bir ülkenin başbakanına … sokak çocuklarına mal edilen ,bunu söylediklerinde tepki gördükleri ,terbiyesizlikle suçlandıkları ve yeri geldiğinde azarlandığı  hatta dayak yediği bir kelimeyi ,cümleyi kuramazsınız. Kurarsanız bu sizin için bir artı yada avantaj olmaz.Yani  diyorsunuz tamam seçim arifesinde bazı söylemler iddialı olabilir …hiddetli,şiddetli,ateşli…ama bu kadarıda olmaz olamaz ,bu ahlaka ,edebe sığmaz. Bu söylem bence çok seviyesiz ve sevimsizdi.Sırf bu yüzden olmayacaksada antipatik oluyor insan.

Bir parti liderine hemde en büyük muhalefet parti liderine haklı olduğunu düşünse bile böyle bir şey yakışırmı.Seçim tarihi yaklaştıkta panik artıyor ,sinirler geriliyor,daha agresif ve hırçın oluyor agızlarından çıkanı kulaklar duymuyor.Aklımın almadığı bir şeyde bu kelimeleri söylerken bu terbiyesizliği alkışlayan ellerin olması. Dahada garibi Ereğlide halk yarım kalan cümlesini tamamlamasını isteyince zatı muhterem  gülerek karşılık vermiş.Önceleri yapılmış bir gaf ,istenmeden agızdan çıkan bir şeymiş gibi algılanan bir kelimenin aslında planlı proğramlı bir ifade olması ayrıca üzüntü verici.Demokratik bir Türkiye, özgür irade ve ifade derken başkalarına özgürce hakaret mi kastediliyor acaba.

İşlerine geldiğinde anaların kutsallığından bahsedip kadınları seçim malzemesi olarak kullanıp işleri bitince de tanımazlıktan geldiklerine daha yakın zamanda tanık olduk.Kadınlar sizin tekelinizde bir seçim malzemesi  değildir.,Boyunlarında ip güdülecek koyun ,hele sizin agzınızda hakarete uğrayacak bir varlık hiç değil.Kadınlar dünya tarihine yön vermiş,peygamber ler doğurmuş,fatihler büyütmüş,kanuniler yetiştirmiş…vefakar ,cefakar,sabır taşı,gönül yaşı,baştacı.

Siyaset  herkesin yapabileceği bir şey değil bence .Herkes hatip yada hatibe olamaz bunlar yetenek işidir.Siyasete girip pişman olanlar da var kuşkusuz.Tamam bu bir  yarış arada çelme takılır ,tuzak kurulur,bazı şeylere göz yumulur ama lütfen terbiyeyi bozmadan çirkinleşmeden,ahlak kurallarını çiğnemeden ,seviyesizleşmeden….İyiki “temiz siyaset” getirmeyi  istiyorlar ….ya “kirli siyaset”yapsalardı halimiz nice olurdu!!düşünmek bile istemiyorum.

Published in: on 02 May 2011 at 6:58 am  Yorum yapın  
Tags: , , , , ,

logar kapağı

LOGAR KAPAĞI

Bu kelimeyi duyunca belkide mideniz kalktı ,buda nereden çıktı dediniz.Logar kapağı,kola asidi,davar çıbığı ,mal b…u,mal gibisin!!!.Bu kelimeler toplu olarak nerelerde kullanılır sizce.Ben ilk duyduğumda üstümdeki şoku atmakta biraz zorlandım .Sonra bu korkunç bir sinire ve nefrete dönüştü.

Bu kelimeleri marifetmiş gibi hiç utanmadan, sıkılmadan gayet rahat bir şekilde kullanan ve de bunu çok normalmiş gibi yapan  kim  olabilir.Kim olursa olsun bu kelimeler hiçbir insanın ağzına yakışmaz …..kendini insan olarak görenler için.

Peki bu kelimelerin sizin çocuğunuza kullanılmasını ister  misiniz?…..hayır mı ? Vallahi kullanılıyor siz istemeseniz de.

Öğretmenlerimiz bizim için kutsaldır ve onların haklarını ana baba hakkı gibi ne yapsak ödeyemeyiz  .Burada özellikle vurgulayarak söylüyorum bu bahsi geçen şahıslar istisnadır ve umarım en kısa zamanda nesilleri tükenir.

Sınav çılgınlığıyla birlikte hayatımıza giren dershaneler yaşantımızın büyük bir bölümünü kapsıyor. Hal böyle olunca bu büyük pastadan bir dilim de biz yiyelim diye düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu ,kaliteyle birlikte bazı istismarları da beraberinde getiriyor.

Bir yakınım kısa bir dönem dershanede çalışırken birebir bu telaffuzları duyunca kulaklarına inanamamış. Bize anlattığında yaşadığımız şokun aynısını o da yaşamış .İşi de zaten birkaç gün içinde hemen bıraktı.Bunu söyleyen bir öğretmenin olması ne kadar üzüyorsa çocukların bunu kanıksamaları da o kadar hayret verici .Bunu nereden mi biliyorum ? öyle olmasaydı evde anlattıklarında buna tepki verilmeli değil miydi. Benim çocuğuma değil öğretmen  kim olursa olsun bu çirkin kelimeleri kullanamaz.Örnek alınması gereken ,bir çoğu için idol olan öğretmenleri çocuklara bunları söylüyorsa o çocuklardan saygıyı nasıl beklersiniz.Eğitimci insanların laubali,seviyesiz,lakayt hallerini görünce üzülüyor insan,dahası dehşete kapılıyor.

Tekrar,tekrar bu dershanelerin ve öğretmenlerin istisna olduğunu söylüyor diğerlerini tenzih ediyorum.İşini layıkıyla yapan saygıdeğer elleri öpülesi öğretmenler ve dershaneleri bu olayın dışında tutarak söylüyorum.

Şiddetle tavsiye ediyorum çocuklarınızı  sadece dershaneye göndermek yetmiyor onlarla konuşun.Öğretmenlerin tavırlarını, davranışlarını, konuşmalarını anlatmalarını isteyin…..arada baskın yapın.Dışarıdan bakılınca normal görünüyor nesilleri tüken esiceler.Çocuklarınız ve sizin sömürülmenize izin vermeyin.Emek parayla satın alınmaz ama hem paranızı alıp hem de çocuğunuza ve  dolayısıyla size hakaret edilmesine izin vermeyin.

Ayrıca “biri gider gelir birisi ,çalışacak adam mı ”yok mantığıyla ödenmeyen maaşların veballerini nasıl verecekler..Deneme süresi adı altında gençleri çalıştırıp sonra kendi paralarının dilencisi haline getiriyorlar.İçeride paraları kaldığı için işi de bırakamıyorlar .Buna cesaret edip ayrılanlar ise alacaklarının üstüne bir bardak soğuk su içiyorlar.Sabahtan akşama kadar her türlü işi sabırla yapan ,hak etmedikleri davranışlara maruz kalan üstüne maaşlarını alamayan bu gençlerin haklarını kim savunacak.Hak yemek kolay ama ödemesi çok zor.Öbür tarafta kredi kartı geçmiyor….çocuklara söylenen “mal çıbığı” ile kovalarlar adamı.

Bu dershaneyi ve de öğretmeni burada büyük bir zevkle ifşa etmek isterdim ama olmuyor.En iyisi siz çocuklarınızla bir kere daha konuşun  bakalım onlar bir şeyler anlatacaklar mı.Kim bilir belki bir şeyler hatırlayabilirler…….

ANNE OL(AMA)MAK

ANNE OL(AMA)MAK
Anne dört harften oluşan yazılması ne kadarda basit bir kelime gibi görünüyor.Yazımı kolay belki ama anlamını ifade etmek sizce kaç dakika ,kaç saat,kaç gün sürer.Kişisine göre değişen bir kelime,bazılarını saatlerce konuşturabilecek bazılarının ise buz gibi ruhsuz ,duygusuz bakmasına neden olabilecek bir kelime
Tevafuk belki geçen hafta babaları yazdım bu haftada annelerden bahsetmek istemiştim ama farklı bir renkte.Daha sıcak daha sevgi dolu olacaktı,ama olmadı.Anne olmak sadece doğurmakla bitiyor mu ? Keşke öyle olsaydı .Bitmediği için aynı şeyler defalarca yazılıp çiziliyor ,alan alıyor,almayan davulda çalsan boşş.
Anneleri kategorilere sığdırsak çok uzun bir liste olur mutlaka o yüzden herkes kendi sıfatını biliyor,çalışan anne ,ev kadını anne,boşanmış anne,çocuklarını bırakmak zorunda olan anne…..
Her şeyden önce anne seni karnında dokuz ay birçok sıkıntılarla ,sağlık problemleriyle mücadele ederek ,hiç şikayet etmeden taşıyan kadındır.
Her şeyden önce anne karşılıksız veren ve bu durumundan hiçte şikayet etmeyendir.
Her şeyden önce anne aile içi sevgisizliğe ve saygısızlığa şahit olmasın mutlu bir yuvada büyüdüğünü hissetsin diye daima idareci ve kalkan olandır.
Anne annedir ,onun sinirlenmeye hakkı yoktur ,bazen sana çok kızsa da içinden sana kızgınlığını haykırsa da ,gözlerine baktığında sen her şeyin en iyisine layıksın diyendir.
“ Ben senin gibi bir anne olmayacağım”,”çocuğumu böyle büyütmeyeceğim” diye yüzünüze haykıran ve kalbini bin parçaya bölen çocuğuna ,sevgiyle yaklaşıp bağrına basan ve solmasından korktuğu bir gülü koklar gibi kokusunu içine çeken hüznünü kalbine gömen ,üzüldüğünde boğazına düğümlenen yumruğu günlerce hisseden kadındır anne.
Küçükken sizi sabahlara kadar uyutmadığı zamanların üstünden çok bir zaman geçmemişken ,eve gelmediği gecelerde yine sabahlara kadar uyumadan onu bekleyen başına bir şey gelmemesi için dualar edendir..
Suçu ister zamana bağlayın ister kuşak çatışmalarına ister bilmem neye ne oluyor anlamıyorum ,çocuklarda bir asilik bir hırçınlık bir saygısızlık bir vurdumduymazlık.Yoksa biz anne olamadık mı ? Sorun bizde mi ? Yoksa çağda mı? Yoksa onlarda mı? Kimde ?

Annelikten istifa etmek mümkün mü acaba ? Yada emeklilik,galiba bu mümkün değil emeklilik mezarda ,insan elindekinin kıymetini kaybedince anladığına göre buda bir teselli olabilir ama bunu bilmek nasıl mümkün olacak.Yanlış olan bir şeyler var ama ne?
Doğduğu andaki mutluluk, dünyaya ilk bakış,ilk gülümseme,ilk diş,ilk ayağa kalkış,doğduğu andan itibaren eksilmeden artarak büyüyen sevgi ve bir gün…
Anne olda anlarsın denilen şeyler mutlaka yaşanmak zorundamıymış.

ANNE OL(AMA)MAK NE ZOR ŞEY

Published in: on 24 Ağu 2009 at 3:04 pm  Yorum yapın  
Tags: , , ,

ALTIN KIZLAR

ALTIN KIZLAR

Senaristler bizim eve bir uğrasalar o kadar çok malzeme çıkardı ki ,senaryo aramaya gerek kalmaz reyting rekorları kırılırdı herhalde.Bizim altın kızlar süpeeer ,eğer bunalımdaysanız yada depresyonda bize gelin bişeyciğiniz kalmaz diyeceğim ama üzgünüm ,hep hazırcı olmayın canım sizde kendi grubunuzu kurun.

Hepsi harika hepsi özel ,bu gurup da önce bir büyük olmalı idareci,devletler bile başsız idare edilemezken bir araya gelen hanımlar bir otorite olmadan ne yaparlar amanııınnn düşünmek bile istemiyorum.Fazla gürültü çıkarmaktan dolayı bizi çekemeyen bir takım güçlerden dolayı nezarethaneye atılabiliriz meselaaa.İşte bu sebepten bizimde bir –hükümetimiz- var sözlerine değer verdiğimiz ,fikrini mutlaka aldığımız aslında çook ciddi olan ama zaman zaman onuda kendimize benzettiğimiz bir ablamız.

Hepsi hemen hemen kırklı yaşlarda olan bu kızlar bir araya geldiğinde şımarık çocuklar gibiyiz.Hani bizi bi parka götürseler kaydıraktan kaymak salıncakta sallanmak yada tahterevallide ancak bu kadar eğlenebiliriz herhalde.Gerçi ben genede parka gitmek fikrini hala hazırda tutuyorum ama öyle sakin bir park henüz keşfedemedim.

Bayılıyorum onlara o kadar tatlılarki,bir araya geldiğimizde onlara doyamıyorum, varsa üzüntümü,kederimi, yorgunluğumu alıp götürüyorlar.Şaka yapmayı ve yapılmasını severim ve de sürprizleri .En ufak bir espride alınan ,öküzün altında buzağı arayan insanların yanında çok rahatsız olurum.Gerçi öyle insanlara göre de olması gerektiği gibi davranırım herkes bizim gibi muzip olmak zorunda değil yani.

Hepsinin bir özelliği var ,birmi oooo saysam sayfalar yetmez ,kiminin kan şekeri düşer tatlısı,üzümü yanında olacak, kimi tansiyonu olduğu halde kuymak yiyecek sonra gözleri yükselen tansiyonu yüzünden kayacak.Sonrası malum tansiyon ilacı, soda ,telaş babam telaş.Yemeğe başlamadan önce bahsedilen kilolar yemek yerkende devam adilecek fakaaaaat herhangi bir önlem alınmayacak,tipik Türk kadını muhabbetleri.Aslında hepimizde ortak olan bir çok özellik bazen bir kişinin üzerine yapışıp kalıyor ama biz onun özelliği imiş gibi onu kızdırmayı yada sevmeyi seviyoruz.Ayy benmi ben sütten çıkmış ak kaşığım hiçç öyle muzipliklerim ,şımarıklıklarım olmaz ne ayıp ne ayıp.Ben sessiz sedasız ,hiç konuşmayan,gülmeyen asık suratlı,negatif kıl bir insanım?

Aa az kalsın unutuyordum bu altın kızların bir özelliği de en sıkıntılı anınızda bir alo kadar uzağınızda olmalarıdır.Üzgünüm ama bu hizmet sadece bu kulübe üye olanlar için geçerli, dedim ya sizde kendi kulübünüzü kurun.Canım ailem benden çok uzaktalar ,annem ,babam, kardeşlerim evet onlarda bir ‘alo’nun ucundalar onlar ailem (çokta sulu gözlü ve duygusalım gene salya sümük başlıcam) ama arkadaşlarım ikinci ailem oldu.Onları seviyorum biliyorum onlarda beni seviyor(yoksa bu benim kuruntummu ama yok yok ben sevilmeyecek arkadaşmıyım ,ya ben neler diyorum …)

Şu gurbet elde başıma gelen en güzel şey eşimden ve çocuklarımdan sonra arkadaşlarım,ve tabii çok değer verdiğim komşularım ,gülen yüzler.

Bi tanelerim sizleri çok seviyorum iyi ki varsınız ve iyi ki sizlere rastlamışım.Allah ayırmasın gülen yüzleriniz hiiiiç solmasın…………

SELİN ALDIKLARI

SELİN ALDIKLARI

Bir süredir medyadan takip ettiğimiz sel felaketini yüreklerimiz dağlanarak izledik.Sebebi ne olursa olsun ister küresel ısınma ,ister bentlerin sağlam olmayışı her ne ise, sonuç yok olan canlar ve mallar,onarılması güç yaralar.

Nedense felaketler baş gösterdiğinde neden –sonuç ilişkisine bakılır.Bu felaketler neden başımıza geldi ? Öncelikle tabiî ki takdiri ilahi,ama suçu birazda kendimizde aramamız gerekmiyor mu? Uzmanlar yıllardır bas bas bağırıyor küresel ısınma gittikçe artıyor dünya bir felaketin eşiğinde kullandığımız kozmetik ürünlerinden tutun da yaktığımız yakıta kullandığımız elektiriğe,kestiğimiz bir dal ağaca kadar hepsi hepsi küresel ısınmaya bir davet.Davet ne demek küresel ısınma zaten mevcut biz bu mevcudiyeti hızla artırıyoruz demek en doğrusu.Hani insan olarak amaaan benim yaptığımdan ne olur bir tek benim dikkat etmemle dünyamı kurtulur zihniyeti var ya ,neden kurtulmasın hem de biz kurtarırız ,yeter ki yaptığımız her şeyin kul hakkına girme korkusunu taşıyalım bakın o zaman hem bu dünyamızı hem de ahretimizi nasıl kurtarıyoruz.

Sizde farkındasınız biliyorum mevsimler iki ye düştü bir yazı yaşıyoruz birde kışı.( bazılarımız 5 mevsim güzelliğini yaşatmaya gayret etseler de,onları bu konunun dışında tutuyor ve her zaman destek veriyorum).Önceleri soğuk geçen kışın ardından gelen ilkbaharı büyük bir heyecanla bekler ruhumuzun ağaçlarla birlikte yeniden çiçek açmasını seyrederdik.Arkasından sıcacık yaz günleri ama yakıp kavurmayan içimizi sevgiyle ,aşkla dolduran sıcacık yaz günleri.Sonra sonbahar ayları ,genellikle aşk şiirlerine ,şarkılarına konu olan hüzün günleri, ayları.Solup sararan yaprakların dökülmesi ,aslında gitmek istemeyen ama gitmek zorunda kalan bir sevgilinin gözyaşlarını hatırlatır sanki sevdalısına.Tatlı esen rüzgarlar, hafiften fırtınalar ayrılmak istemediği halde oyundan çıkmak zorunda kalan çocukların isyanlarını…

Dünyayı bu hale getirdikten sonra başımıza gelen felaketler için kimi suçlamamız gerekir .Bir Karadezli olarak biliyorum gerçekten o kadar uyarıya rağmen dere kenarlarına yapılan evler ,yanlış yer seçimleri felakete davetiye göndermek gibi bir şey.Bir kaç sene evvel memleketteyken bizde selle karşı karşıya kalmış komşumuza yardım edelim derken nerdeyse sele kapılma tehlikesi atlatmıştım ,bu hayatımda yaşadığım ilk büyük tehlikeydi.Yada benim kestiğim ağaçtan ne olur diye düşünüp katledilen ormanlar. Bunun suçu kimin, haa.. suçlu bulmakta üstümüze yoktur şimdi hemen bulabiliriz DSİ ,yanlış ve eksik yapılan bentler,belediye ,sele uğrayan kişi vs. vs. kendimiz hariç ama !!!….. DSİ kendini savunur ,halk devleti suçlar görevini yeterince yapmadığını haykırır …..sonuç oluşan felaketle birlikte acılar,ayrılıklar,yok olup giden emekler,hayatlar..

Sonuç ne peki ,cevap belli ?????

Sadece sel mi Türkiye’nin bir yanı selle boğuşurken bir yanı da yangınla mücadele ediyor.Her ikisi de aynı felaket biri sürükleyip götürüyor diğeri yakıp kül ediyor.Zihniyet aynı değil mi küçücük bir ateş parçası ,minicik bir izmarit vee ..Aşırı sıcakların yol açtığı yangınları bunun dışında tutamıyorum çünkü ilk başta da dediğim gibi aşırı sıcakların da sebebi yine insanoğlu değil de ne.

Bakın Afrika’ya insanlar kuraklıktan ölüyor Amerika kasırgalarla boğuşuyor,hortumlar insanları evleri yutuyor daha ne diyelim .

Her türlü imkana sahip olduğumuz zenginlikleri ile hizmetimize verilen dünyamıza nasıl davranırsak o da bize öyle davranır.

Yanlışım varsa düzeltin…….

(Miraç kandilinizi kutluyor anlamını bilerek ve anlayarak geçirmenizi diliyorum)

TÜRKÇE ÇİÇEĞİ

TÜRKÇE ÇİÇEĞİ

Geçenlerde çok güzel bir organizasyon gerçekleşti ,bir çoğunuz denk gelmiş izlemişsinizdir.Türkçe olimpiyatları adlı bu mükemmel programı yoğun duygular eşliğinde izlemek fırsatım oldu.Gerçekten o kadar güzel ve muhteşemdi ki gözyaşlarımı tutamadım .Düşünün 115 ülkenin katılımıyla gerçekleşen bu programda sizden bir şeyleri ,sizin dilinizden ,dünyanın bir çok ülkesinden gelen renkleri ve dilleri farklı yüzlerce çocuktan dinliyorsunuz .Sizin folklorunuzu ve kıyafetlerinizi yansıtıyorlar ve bunu kusursuz yapıyorlar.Kendi aralarında buna Türkçe çiçeği adını vermişler.Dünyanın bir çok yerinde açan bir çiçek mis kokulu tüm dünyayı saran bir çiçek.Bu ne muhteşem bir görüntüdür.Her şeyden önce bu olayın gerçekleşmesinde katkısı olan herkese çok teşekkür etmek istiyorum.Türkiye’yi tüm dünyaya tanıtmak için bundan daha güzel bir organizasyon olurmu ?

Dünyada 700 okulda Türkçe eğitim verildiğini duyunca keşke bende böyle bir oluşumun içinde olsaydım diye çok istedim .Ama biz daha etrafımızdaki kişilere hatta kendimize Türkçe konuşmayı öğretememişken ne haddimize.El bize heves eder biz ele,yabancı kelimeleri hayatımıza sokunca daha modern olduk sananlar keşke bu görüntüleri izleselerdi.Çay bahçelerinin pastahanelerin kaç yıllık kahvehanelerin adına abuk subuk isimler bulanlar.Sosyetik bir hava vermek için mutlaka ecnebi bir isim lazım yoksa müşteri gelmez.İllaki kendimizi başkalaştıracağız ya. Sokak ağzını herkes biliyor zamane olmak için illaki “kaçtım”, “gittim”,”koptum” lazım .

Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşım bir kitap değerlendirmesinde bir cümle okudu.Emekli birkaç bayan öğretmen bir çay bahçesinde oturmuş kahkahalar atarken ,garsona öğretmen olduklarını hatırlatıyor ve yavaş hizmet ettiğinden yakınıyorlarmış.Neden sonra hanımın biri kalkıp “hadi hanımlar çayınızı bitirir bitirmez bir sinema yapıyoruz.Çok sinemam geldi” demiş. Buyurun buradan yakın bunları bir öğretmen söylüyor ,ne desek boş.Gerçekten güzelim Türkçemize ne oldu evde de aynı vahim durum mevcut.Benim kızımda arkadaşına “gel kuzu “,”git kuzu” hani dizide var ya çocuk herkese kuzu diye hitap ediyor.Onlarda meleyerek arkasından gidecekler sonunda.Yada çocuk okula gidecek “hadi ben kaçtım”. Yok ya nereye bohçanı da aldın mı.Bu örnekleri çoğaltmak mümkün hem de o kadar çok ki

.Dünyaya Türkçeyi öğrettik ama biz unuttuk galiba ,şarkılarımızdan,türkülerimize hatta tarihimize o kadar başarılı örnekler sundular ki.Türkçe bir dünya dili olurken biz başkalarının diline özeniyoruz .Bunları söylerken sakın yanlış anlaşılmasın yabancı dili çok severim özelde bir merakım vardır.Bu demek değil ki yabancı dil gerekli değil, hem de çok gerekli,hatta bir değil daha çok dil gerekli.Ama öğrenirken bizim dilimizi de yozlaştırmadan özelliğinden ve zenginliğinden bir şey kaybetmeden kullanalım.

Türkiye’mize , bayrağımıza, Türkçemize ,örf ve ananelerimize ve inancımıza sıkı sıkı sarılalım ve lütfen bırakmayalım.

CANINA YAZIK

CANINA YAZIK
Yazık sana ciğerlerine, parana, canına oysa daha çook gençsin ,önünde göreceğin güzel günler var.Belki edindiğin kötü arkadaşlıklar merak, özenti,bir kereyle alışmazsın yalanı. Annen baban seni uyarırken sana hiçte iyi örnek olmadılar.Sana yapma dedikleri şeyleri kendileri senin yanında yaptılar. Bir çok şey zaten merakla başlamaz mı,sende ortada duran sigara paketindeki nesnenin tadını merak ettin tiryaki kardeşim..Ne deyim” ben içiyorum ama sen sakın içme çok zararlı” öğüdü ne kadar samimi olabilir ki.
Sigara adı bile insanın nefesini kesiyor ciğerlerini yakıyor..İçene bi diyeceğimiz yok aksi gibi bütün samimi arkadaşlarım sigara tiryakisi.Hayatta ağzına sigara koymamış birisi için çok büyük bir talihsizlik.Ama ne yapayım onları çok seviyorum ve göz göre göre ciğerlerini yok etmelerini istemiyorum.Üstelik zararları sadece kendilerine de değil, çevresindeki insanları arkadaşları ve çocuklarını da daha fazla zehirliyorlar.İçmeyen insanın içenden daha fazla etkilendiğini söylememe gerek yok bunu artık herkes biliyor.Bazen kul hakkına giriyorsunuz diye tehdit etmem de maalesef bir işe yaramıyor.
31 Mayıs dünya sigarayı bırakma günüydü.Bir kaç haberin dışında çokta üstüne gidilmediğini düşünüyorum.Genelde sabahın kör vakti dediğimiz saatte televizyonda sigara içmenin zararıyla ilgili çocuklarla hazırlanmış reklama denk gelirim.Şimdilerde yine çocuklarla hazırlanmış güzel bir reklam var sizde rastlamışsınızdır.Ayşe iki yaşında sigara tiryakisi,merve dört yaşında sigara tiryakisi….çok hoş bir reklam gerçekten.Gene de bu konuda yeterli olmadığı kanısındayım zaten işine gelmeyen dikkat bile etmemiştir. .
Üzülerek yine gençlik diyeceğim bakın ortaokul hatta ilkokul çocuklarına ellerinde birer sigara sokak aralarında .Önceden içenler gizli saklı içer utanırdı.Şimdi hem yaş oranı düştü hem de her şey aleni oldu.Gerçekten çok çok üzücü .Ondan sonra da sigara ile başlayan kötü alışkanlıkların cinsi değişerek artıyor daha farklı alışkanlıklar halinde önü alınmaz dertlere sebep oluyor.
Ülkemizde de bir takım kısıtlamalar geldi çok şükür.Özellikle arabalarda kapalı mekanlarda bu yasağın uygulanması harika bir şey.Düşünebiliyor musunuz hastanelerde sigara içiliyordu bu kadar acayip bir durum yani.İçinde bilmem ne kadar zehir olan bir nesneyi nasıl içiyorsun güzel kardeşim, ağabeyciğim.Bile bile lades buna mı denir.Alışkanlık deme sakın insan mecbur kalınca nelerden vazgeçiyor.İllaki kanser olunca yada bir organın kesilince mi vazgeçeceksin.Biliyorum biliyorum şimdi “ ben o kadar içmiyorum yada dudak tiryakisiyim içime çekmiyorum” diyeceksin.Hiç kendini kandırma,bunların hepsi bahane ,suçunu örtbas etmek için çırpınmalar.Şöyle bir düşününce çok özür dileyerek Amerika da insanların sigaralarını tecrit odalarında içmeleri ne kadar aşağılayıcı.Üstüne üstlük ikinci sınıf insan muamelesi görmeleri de cabası.Bence bu yasak hiç kalkmamalı ve içmeme alanları genişletilmeli(istediğiniz kadar kızabilirsiniz)
.Ama sana da kızamıyorum,kendimi senin yerine koyuyorum acaba bende içsem bırakamaz mıydım.Yoo ben azimliyimdir (inada bindirirsek belki işe yarar ne dersin).Ciğerlerini mis gibi oksijenle doldurmak varken neden zehirle doldurasınki.Maddi manevi külfetten başka neki….
Kır paketi ortadan at çöpe,imkansıııııııııız diye bağırdığını duyar gibi oldum.
Bu nasıl bir illet ki hamile bir kadın bebeğinin önüne sigarayı koyuyor ve hem bebeğinin hem de kendi hayatını tehlikeye atabiliyor.Sırf sigara içtikleri için bebekleri bronşitli yada astımlı yada daha başka hastalıklarla doğan annelerin acaba vicdanı hiç sızlamıyor mu. Daha da kötüsü sakat doğan bebekler bir ömür boyu onun bakımı neden bir hiç uğruna iradesizlikten.Düşünün bir kere insan kendi eliyle bebeğine zehir içirebilir mi (cani anneler hariç) ee ne farkı var,bunda dolaylı bir zehirleme mevcut. Yada akciğer kanserine yakalanmış birisi hala bile bile sigaraya devam edebiliyor.Bahaneler çok ama, kimi efkardan kimi kederden kimi zevkten içer ama içer sebep ne olursa olsun.Zaten kısacık olan ömrümüzü heba etmeye ,duman altı olmaya değer mi.Yazık sana, canına yazık biraz irade biraz çaba sevdiklerin için….

HASTAYIM –HASTASIN -HASTA

HASTAYIM –HASTASIN -HASTA
-Ah canım hasta mısın,geçmiş olsun neyin var?
-…….
(Yok hasta değilim sadece hastane kalabalık mı diye bakmaya geldim)
-Tüh tüh daha da pek gençsin neren ağrıyo ?
-……..
(Hastalanmak için belirli bir yaş sınırını geçmemiz gerekiyormuş gibi.
-Benim böbreklerim iflas etmiş sorma.
(Zaten sormuşmuydum,ben niye hatırlamıyorum)
(Allahım nerden oturdum bu sandalyeye kalkıp gitsem ayıp olur mu acaba)
-Senin neyin var evladım? (ısrarla)
-Kontrole geldim teyze.
-Haa iyi etmişsin sakın ihmal etme.Bak bana sadece böbrek mi ,şimdide nefes alıp konuşamıyorum tıkanıyorum.
-??!!!
Hasta doktor odasının kapısında ecel terleri dökerken psikiyatr odasının kapısı açılır hemşire hastanın adını okur.Ohh çok şükür kurtulmuştur.Teyze dehşet içinde..
-Aboo deli doktoruna gelmiş bende kimle konuşuyorum!
Bu sefer yanındaki hastaya sarar senin neyin var evladım?
İşte size hastane diyalogları,hastaneye gitmek zaten insanı yeterince geriyor,birde böyle meraklı teyzelerin varlığı insanı daha da daraltıyor.Bundan memnun olanlar da var sormayın.Karşılıklı hastalıklarını anlatıp ilaç tavsiyelerinde bulunanlar ,birbirlerine teşhis koyup doktorlara atıp tutanlar..Hatta bazen aynı mahalleden,köyden çıkanlar,hatta hatta uzaktan akraba olanlar bile olur.Hani eskiden düğünler de kız beğenip dünür olanlar şimdi kızlara hastanede bakmaya başladı.
-Bak bak ne merhametli kız annesini doktora getirmiş,şimdi var mı böyle gençler aferin evladım.
Biraz evvel içeri giren hasta dışarı çıktığında teyze hala yerindedir ,bu sefer soru sormak yerine gözlerini ondan kaçırmaktadır.Öyle ya diğer hastalara göre daha kıdemli görünmektedir.Çünkü her psikiyatra giden ya deli ya ruh hastası olmalı ! Bu memlekette göz doktoruna gider gibi psikiyatra gidemezsiniz.O meşhur ön yargılarımız burada da devreye girmekte ve şüphede sınır tanımamaktadır..İnsan düşününce ,çevresinde sıkıntısını paylaşıp dertleşmek istediği birini bulamayınca ,gitmesi gereken en doğru adres psikiyatrlar bence.Yarın bir gün anlattığı şeyleri bir başkasından duyma tehlikesi varken Hipokrat yemini etmiş birisini tercih etmek daha mantıklı değimli.Ama sırf yargılayacaklar diye dahiliye kapısında bekleyen psikiyatr hastalarını görmek çok üzücü gerçekten.Son dakikaya kadar nereye gidecekleri konusunda renk vermeden beklerler,ne garip insan “el ne der “lerle hayatını yönlendirip sırf bu yüzdende hasta oluyor.
Hastaneler gerçekten yüzlerce olay,hikaye ve hayatla dolu.O kadar renkli hastalar var ki, kendi teşhis ve tedavisine kara vererek gelen ve doktoru çıldıran hastalar.
-Hoş geldin amca buyur neyin var
-Ne bileyim doktor bilsem gelirmiyim doktor olan sensin.
-Yani şikayetleriniz neler?
-Ciğerlerimi üşütmüşüm galiba öksürüyorum,bizim hanım ilaçlarından aldım ama niyeyse geçmedi.
-?? Doktor ne yapsın hasta teşhisi koymuş tedaviye başlamış bile ,tedavisi sonuç vermeyince doktora gelmiş.
Aksi durumlarda var.Fıkra gibi doktorlarımızda var hani
-Buyurun şikayetleriniz neler ?
-Merdiven inip çıkamıyorum dizlerimden perişanım evladım.
-Yaş kaç amca?
-68
-Yok bir şeyin yok turp gibisin.
Ağlanacak halimize gülerek eve geliyor halimize şükrediyoruz .Bazen öyle hastalar oluyor ki gerçekten doktorları çıldırtmak için sanki özel tutulmuşlar.Konulan bütün yasakları çiğneyen ,hastanede ikamet etmek için her yolu deneyen muzip hastalar.Hastanede ki arkadaşlıklar hoşuna gidip de çıkmak istemeyen hastaları tanıyorum.
Adı ruh doktoruna gitti ye çıkacak diye bunalım geçirmeye hiç gerek yok.Boş veer arkadaşım el ne derse desin önemli olan senin sağlığın.Aslında herkes sıkıntılarını tedavi yönüne gitseydi belki de bu kadar şiddet cinayet ve saldırganlık olmazdı.Çünkü yaşam şartlarından yada başka sebeplerden dolayı insanın ruh sağlığı bozulabilir ,bunda utanacak, kaçacak, saklanacak ne var yani.Göz doktoruna giden bir hasta ne kadar utanırsa sende o kadar utanmalısın.Doktora gitmek ne zamandan beri ayıp oldu. Relaks relaks …
Sağlıklı ve mutlu günler dileğiyle

Published in: on 29 May 2009 at 4:04 pm  Yorum yapın  
Tags: , , ,

FATİH ’İN FETHİ

youtube=http://www.youtube.com/watch?v=2m-qtdonhQs]  

                   Yıl 1453 aylardan Mayıs günlerden Salı.Tüm dünyada bir sessizlik,kopacak olan kıyametin öncesi bir sessizlik.Konstantinopolis’in kapısında gencecik bir komutan, sadakat ve kudret timsali askerlerden oluşan bir ordu.29 kere kuşatılan fakat alınamayan bir şehir,sükut halinde yeni sahibine kavuşmak için sabırsızlanıyor.Konstantinopolis surları tedirgin ve korku içinde bekliyor.Mehter marşıyla bile korkudan ilikleri kuruyan düşmanın karşısında şimdi Sultan Mehmet ve ordusu vardır.

                  Konstantinopolis surlarına dayanan bir Sultan gencecik,19 yaşında tahta çıkmış 7 yabancı dil bilen ,Akşemsettin gibi bir hocanın  talebesi,matematik,geometri,hadis,tefsir,fıkıh kalem ve tarih bilimleri eğitimini almış bir sultan.Ya İstanbul’u alırım  yada İstanbul beni diyerek  21 yaşında şehrin kapısına dayanan gencecik bir sultan.19 nisan ,6 ve 12 mayıs ve 29 mayısta yapılan dört büyük saldırıdan ve 53 gün süren kuşatmadan sonra Doğu Roma İmparatorluğunun 1125 yıllık başkenti Konstantinopolis ,29 mayıs 1453 Salı günü fethediliyordu.Hem de ne fetih ,akıllara durgunluk veren bir deha örneği.Hocası Akşemsettin’in çocukluğundan beri Sultan Mehmet’e Hz. Peygamberin “Konstantin elbet fethedilecektir.Onu fetheden komutan ne iyi komutan ve onun askerleri ne güzel askerlerdir “ hadisiyle müjdelenen komutanın kendisi olduğunu söylüyor ve cesaret veriyordu.

               Haliç’e Bizans askerleri tarafından demir çekilmesi üzerine deliren ve gemileri karadan yürüterek “benim kudretimin ulaştığı yerlere onların hayalleri bile ulaşamaz “ diyerek 70 parça gemiyi karadan yürüterek Haliç’e indiren bir sultan.İstanbul’u alarak “ülke açan,ülke alan” anlamına gelen Fatih unvanını alan ve Fatih Sultan Mehmet olan bu fetihle çağ açıp çağ kapayan bir sultan.

               Bu fetih çok kanlı oldu,nice yiğitler bu savaşta can verdi,bu yiğitler arasında Bizans surlarına Osmanlı sancağını diken Ulu batlı Hasan da vardı.Ama onlar İstanbul da çan seslerini ezan seslerine bırakacak olan bir uğurda şehit olan yiğitlerdi.Fetihle birlikle İstanbul semaları ezan sesleriyle süslendi.Fatih’in şehre girmesiyle birlikte  papazlar ve halk sultanın ayaklarına kapanarak af dilediler. Çünkü o zaman ele geçirilen şehir yağma edilirdi.Fakat fatih “ kalkınız ve müsterih olunuz.Ben sultan Mehmet, hepinize söylüyorum ki bu andan itibaren ne hürriyetleriniz nede hayatlarınız hakkında gazap-ı şahanemden korkmayınız.Kimsenin malı yağma edilmeyecektir ,kimseye zulüm yapılmayacaktır.Hiç kimse dini inançlarından dolayı cezalandırılmayacaktır” diyerek tarihe geçmiştir.

             Osmanlıyı ve Türkleri barbarlıkla suçlayan kesime ithaf en duyurulur.Şimdi bakın günümüz savaşlarına insanların  can ,mal ve din hürriyetleri  ne güzel muhafaza ediliyor ???Bırakın dünyadaki savaşları ülkemde nerdeyse din hürriyetimi yaşayamayacağım.Osmanlı dünyaya İslam’ı yayma çabasıyla birlikte hiçbir zaman zorlama yapmamış din hürriyetine saygı duymuştur.Neyse o konulara daha sonra değiniriz.

             Fatih Sultan Mehmet Venedikliler tarafından tertiplenen on dört suikast ten kurtulmuş,  fakat sonuncusunda yahudi olduğu söylenen fakat saraya sızarak kendini türk olarak tanıtan bir doktor tarafından zehirlenerek öldürülmüştür.Bu kısa hayatı boyunca yaptığı fetihlere bakın.

             Elimde değil yine kıyas yapacağım,şimdi 21 yaşındaki gençlere bakın internet başında ,kafe köşelerinde  parklarda başı boş.Yoo abartmıyorum bu kesim çoğunluğu  oluşturmaya başladığı için gerçekten çok üzülüyorum aslında hepsinin damarlarında Fatihin kanı var ama..

              Şimdi böyle bir Fatihe ve fetih’e  sahipken bunu ne kadar anlatıp yaşayabiliyoruz.Milyon dolarlarla çekilen uyduruk ve küfürlü filmler yerine böyle muhteşem tarihi filmler çekilemez mi.(bu konuya bir el mi atsam acaba ).Amerikalılar ,hakları olmadığı halde burunlarını soktuğu ve büyük bir hüsranla çıktığı bir Vietnam savaşı üzerine onlarca beklide daha fazla kahramanlık filmi çekmişken bizim neden bir tane bile filmimiz yok .Daha yakın tarihte Irak savaşında yaptıkları zulümleri bile ,kendileri mağdur olmuş gibi lanse eden ve kahramanlık filmleri çekenler varken biz neden uyukluyoruz .İşe yaramaz Amerikan hatta bazen Türk filmlerini bile temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp sürekli izlettirip bööö dedirten yapımcılar nerelerdesiniz.Fi tarihinde çekilen bir iki film dışında bana isim  verebilirmisiniz?

              Tarihimle övünüyor ve Fatihin torunu olmaktan gurur duyuyorum .

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.