GÜL KOKULUM
Gül kokulu oğlum,gül kokulu,gardaşım,gül kokulu yarim..Çiçeğim cennetle müjdelenmiş şehidim, askerim,Memed’im.Anasının kuzusu saçları kınalısı,kiminin ilk göz ağrısı.Çiçekler sevginin diliymiş, acıyı hele evlat acısını hangi çiçek ifade edebilir,dünyanın bütün çiçekleri olabilir mi ,sizce mümkün mü bu….
Herkesin bir gülü ,gülleri vardır,her gülün ayrı güzelliği,ayrı kokusu.Gülünüzü o kadar çok seversiniz ki o kokunun içinde boğulup gitmek yada yeniden doğmak istersiniz.Gülünüzü o kadar çok seversiniz ki koklamaya kıyamaz,kokladıkça kokusu bitecek ,solup sararacak,yaprakları dökülüp kuruyacak sanırsın.İşte o yüzden incitmeden koklar,gözlerinle okşar,yanındayken hep hasret kalırsın.
Güller tek başına bu kadar güzel olursa ,birde demet halini canlandırın gözünüzde ,ne muhteşem bir görüntü…
On adet gül yola çıktılar,diğer onlarca arkadaşları gibi.Ama onlar başkaydı ,bambaşka.Onların hikayeleri arkadaşlarıyla aynı başlamıştı belki ama çok farklı bitecekti.On farklı hikaye ,on farklı aile,on farklı sevdalı.Birlikte bir yolculuğa çıkılmıştı,sadece gidiş bileti olan bir yolculuk.Zaten oraya giden bir daha dönmek istemiyordu ki, ama bunu kalanlara nasıl anlatmalı.
Güle oynaya şarkılarla,türkülerle,dualarla çıkıldı yola,hedefe varmak için sabırsızlanıyor yolculuğun bitmesini dört gözle bekliyorlardı.Otobüs gül bahçesiydi,onlarca gül,ama onca gülün arasından seçilmiş on gül.Hepsi seçilmişti hepsi özeldi ama onlar başkaydı.Aynı yolculukta birbirini tanımayan on yolcu, onlar çok özel bir yere gidiyordu,sevenleri,sevdikleri aileleri,sevdalıları istemese de onlar gidiyorlardı.O kadar güçlü, yürekli ve cesurdular ki bakışları şahin yürekleri dağ gibi….
Analar güllerini yolladılar,kokularına doyamadıkları,yeterince koklayamadıkları.
Kimi sözlü,kimi nişanlı,kimi evli kiminin vardı kırk günlük bebesi,ama onlar gözlerini kırpmadan seve seve gittiler vatan beklemeye.Kahpe düşmanın karşısında aslanlar gibi durdular,düşman o kadar korkaktı ki yüz yüze çarpışmaktansa ,arkadan vurmayı, hain tuzaklar kurmayı tercih ediyorlardı.Üstlerinde çaputlar ellerindeki bez parçasıyla ne kadar da………..görünüyorlardı.
Siz kimsiniz ki benim yiğidimin,aslanımın, gülümün, Memedim’ in karşısına çıkacaksınız.Siz kimsiniz ki benim yiğidime kurşun sıkacaksınız,haa diyelim sıktınız korkup kaçacaklar mı sandınız sizin gibi.Bir Memedi yada on Ahmedi vurdum diye sevinenler yüz binleri,milyonları şaha kaldırdıklarını fark etmiyorlar galiba.Güller doğdukları toprağa geri döndüler.Ne mutlu onlara ki şehit oldular.”Allah yolunda öldürülenlere “ ölüler” demeyin.Aksine onlar diridirler ancak siz fark etmiyorsunuz [bakara,2/154] ayetine muhatap oldular.Alçak düşman cehennem çukurunu dolduracakken onlar cennet bahçelerinde gezecekler.
O güller kahpe kurşunla vurulurken, vatan sağ olsun diyerek ölümden korkmadan , toprağın koynuna tebessüm ederek girecek.
O güller ki vatan borcunu her şeyden kutsal bilecek ,vatanını anasından, babasından ,sevdalısından daha çok sevecek.
O güller ki göğsünde Allah sevgisi ve imanı ,cebinde yavuklusunun mektubu elinde öldüğünde bile bırakmadığı silahı olacak .Böyle bir yiğidi hangi kahpe kurşun vuracak.
O yiğit ki “öldüğümde arkamdan ağlamayın bin canım olsa hepsini bu vatana seve seve veririm diyecek,tabutunun başında iki yaşındaki oğlu asker selamı duracak,büyüdüğünde babasının yerini ve öcünü alacak.
Anneler günü yaklaştı,herkes annesine ya bir hediye alacak yada bir çiçek.Hiç bir şey alamayan elini öpüp yanağına bir buse konduracak ,annesinin göğsüne yaslanacak.Peki ya gidenler gidip de geri dönmeyenler.İşte o zaman roller değişecek o mübarek anneler ,kendilerine gelemeyen güllerine bir demet çiçek alıp gidecekler.
“Sen gelemedin oğul ama ben sana geldim yavrum diyecek.Kardeşini senin yerine bu vatan için yetiştiriyorum sen rahat uyu” diyecek.Gül kokan toprağını doya doya koklayarak bağrına basacak,artık solmasından yapraklarının dökülmesinden korkmayacak.
Annelik herkese nasip olmaz ,hele şehit annesi olmak çok özeldir ve bir o kadar da zor .Bütün şehit annelerinin ellerinden hürmetle öpüyor ailesine ,eşine ve çocuklarına başsağlığı diliyorum.
…….. ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ………………..
[
GÜL KOKULUM
ÇİLEMİN ÇİLESİ (bölüm4)
Hayat insana her zaman istediğini vermiyor,yada bizim planladığımız gibi gitmiyor,aslında planı bizim yaptığımızı sandığımızda,gerçekte ilahi planı uyguladığımızı fark etmiyoruz.Bize bahşedilen rolleri ve hayatları güzel bir iradeyle yaşayabilirsek sonuçlarına da katlanmamız çok daha kolay olur.
Farz edelim irademizi yanlış yönde kullandık,yanlış tercihler ve hatalar yaptık,onunda sonucu olarak başımıza gelen sıkıntılara bir imtihan olarak bakmalı ve sonundaki mükafatın bu dünyada değilse bile ahirette verileceğine tam bir itaatle inanmalı ve teslim olmalıyız.İnsanların hepsi her zaman mükemmel bir hayat yaşasaydı ve hiç kötülük, hata günah olmasaydı o zaman yaratılmanın ne anlamı kalırdı.İnsanın fıtratında olan bu özellikler yine insana verilen iradeyle kontrol edilmeli ve iyi-kötü birbirinden ayrılmalıdır.Düşünsenize hiç günah işlemeyen ,hiç hata yapmayan,nefsine uymayan bir insan , o zaman melekten ne farkımız kalırdı.Bu özellikleri taşıdığımız için Allah-u Teala bizi meleklerden üstün kılıyor.Nefislerimiz olduğu halde bu yanlışları yapmadan tam anlamı ile kulluk edebilirsek işte o zaman meleklerden bile üstün olabiliriz.
Çilem yalnız kaldığında bu ve buma benzer bir sürü düşünceyle baş başa kalıyor çektiği sıkıntılara tahammül etmek için kendi kendini motive ediyordu.Ona destek çıkan ailesi de olmasa………Annesi ,babası,kardeşleri daima onun ve çocuklarının yanındaydı.Tamam hayal ettiği evlilik bu değildi,daha güzel bir hayatı daha aklı başında bir kocası olabilirdi ama onun durumundan daha kötü şartlarda yaşayan kadınların olduğu düşüncesi bu tahammülü kolaylaştırıyordu.Bu bir teselli değildi belki ama böyle bir durumda “beterin beteri vardır,öyleyse kendi haline sabret”demekten başka seçeneği yoktu galiba.
Daha önceleri çalışmıştı,gene çalışabilirdi ama küçük çocukları vardı ve bu mümkün değildi.Hem neden çalışsındı zaten iyi bir maaşı olan eşi eve para getirmiyorsa ,hem parasını harcayamayacak hem de çocukları perişan olacaktı.Kolay olan evi terk edip gitmekti ama nereye ve kimin yanına.Belirli bir mesleği yoktu ayrıca iki çocukla hiç kimsenin yanına sığamayacağını yük olamayacağımı biliyordu.Çünkü herkesin kurulu bir düzeni vardı ve onu bozmak istemiyordu.Çilemi herkesi çok seviyordu kimse onu yük olarak görmezdi ama o bunu kabullenemezdi.Üstelik bu sabrın sonunda kazanacağı mükafatı düşündükçe buna katlanmak daha kolay geliyordu.
Zamanla bazı şeyler rayına oturmuş düşe kalka da olsa aylar yıllar gelip geçmişti.Hayat onu nereye kadar götürecekse o kaderine razı yaşanacakları bekliyor ve sabrediyordu.
Aaaa…Ziyanı unuttuk nerdeyse,bide o vardı değimli hikayede.Hani bir baba ve koca olarak görevlerini yapmadığı için varlığı fark edilmiyor ya ondan olsa gerek.Ziyan Çilemi ziyan etmişti.Konuşmalar,nasihatler fayda vermiyor huyunda en ufak bir değişme göstermiyor ,taş dile geliyor konuşuyor Ziyan susuyor susuyordu.Yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakaldı sanki.Bir soru sorduğunda konuştuysa eğer hepsi yalan ,yok sustuysa taş yada duvar.Bazı dönemler sanki her şey yoluna girer gibi oluyor ama Ziyanın sorumsuz harcamaları yine bir bomba gibi patlıyor,sıkıntılı aylar yeniden başlıyordu.Gerilim filmi yaşıyordu sanki çilem her anı gerilim, Ziyan gibi bir aktörün yanında rahmetli Erol Taş melek kalıyordu.Zaten yıllar içerisinde genç yaşında şeker ve tansiyon hastası olması hep bu sebepten değimliydi.
Çocukları olunca değişmedimi diye sorarsanız hayır,çocuklarını seviyor ama kuru sevgi yeterli olmuyor,onların ihtiyaçları,mutlu bir aile ortamı sağlıklı ve düzenli bir hayata ihtiyaçları olduğunu anlayamıyordu.Ziyan bunu kasten yapmıyordu belki ama yapıyordu.Sonuçta hareketleri ve davranışları eşini ,çocuklarını ve bütün ailesini etkiliyor ve onları da sorunlu hale getiriyordu.
Neyse bu hikaye bitmez.Çilem dünyadaki milyonlarca kadından sadece biri,Ziyanda milyonlarca erkekten.Kadın erkek ilişkisinde,aile kurumunda bunların yaşandığı şüphe götürmez bir gerçek.Sadece yakınınızda olunca ve birebir tanık olunca sizde ister istemez etkileniyorsunuz.İnşallah bu sorunların bittiği ve sadece aşk,sevgi ve barış üzerine yazıların yazıldığı bir dünyada yaşama şansımız olur.
BU MÜMKÜN OLURMU DERSİNİZ ?
(bencemi,benceeee????)
ÇİLEM’İN ÇİLESİ (bölüm 3)
Yarı üzgün yarı mutlu günler ,haftalar gelip geçti.Çilem hayatının en büyük hatasını yapmış,yanlış bir karar almıştı.Ama inaçlıydı herkesin bir şekilde imtihan olduğu bu dünyada demekki oda eşiyle imtihan olacaktı.Kendisine en çok bunu daha önce nasıl farkedemediği için kızıyordu.
Bir kaç gündür yine kendini çok halsiz ve yorgun hissediyor bir türlü toparlanamıyordu.Çaresiz doktora gittiğinde aldığı haber onu hem korkutmuş hem heyecanlandırmış hemde çok mutlu etmişti.Şimdi ne yapacaktı büyük bir panik halindeydi,bütün kadınların tatmak istedikleri bir duyguyu tadacaktı ANNE olacaktı.Ziyan bu haberi aldığında çok mutlu oldu,küçük ailelerine minicik bir misafir gelecekti.Aileleri kalabalıklaşıyordu bakalım baba olmak ona sorumluluklarını hatırlatabilecekmiydi.
Ziyan aslında görünüşte iyi bir insandı.Herkesin işine koşuyor ,ondan istenilen bir şeyi elinden geldiği kadarıyla mutlaka yapmaya çalışıyordu.Ama bu asıl ailesini mutlu etmesi gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmıyordu.Asıl olan ailesini mutlu etmek ve sorumluluklarını yerine getirmek, ihtiyaçlarını karşılamak olmalıydı.Maalesef dışardan bakıldığında normal gibi görünen bu adamı Çilem çözememişti.Yaptığı hiçbir işi takip edemiyor ,söylediği hiçbir şeye inanmıyordu.Çünkü söylediklerinin çoğunun yalan olduğunu biliyor ama müdahale edemiyordu.Eleştirmeye kalkarsa Ziyan hemen savunmaya geçiyor zeytinyağı gibi üste çıkıyordu.Çilem artık yorulmuştu,hayatı boyunca bu kadar üzülmemişti.Bir insan karakterini gizlemek konusunda ancak bu kadar başarılı olabilirdi.Kendisine çok kızıyordu ama Ziyanda hiç renk vermemişti.Olan aksiliklerin hepsine mantıklı bir açıklaması vardı çünkü…
Çilem evlendikten sonra işi bıraktığı için maddi olarak daha dikkatli ve temkinli yaşamak zorunda olduğunu biliyordu.Yaşadıkları şehir oldukça pahalıydı ve ayağını yorganına göre uzatmalıydılar.O biliyordu da Ziyan bunu hiç umursamıyordu.Tuhaf bir karakterdi sadece alıyor ama ödemeyi nasıl yapacağını hiç hesap etmiyordu.Zaten maaş günü evde büyük huzursuzluklar oluyor eksik alınan maaşın hesabını veremiyordu.Güzel bir maaşı olmasına rağmen kıt kanaat geçinmeleri Çilemi çok yaralıyordu.
Hamileliğinin sevincini yaşayamadan aylar gelip geçti.Stresle geçen hamileliği boyunca hep bir şeylerin değişmesini umut etti ama olmadı…Hastaneden eve dönerken Zümra adını verdiği kızları kucağındaydı.Mutluluğuna diyecek yoktu bazı sıkıntılar devam ediyor olmasına rağmen bunlar bir şekilde halloluyordu.
Çilem biliyordu yalan rızkı azaltıyordu,yalan nifak kapılarından biriydi böyle diyordu hadisler.Sadece hadismi onca ayet vardı yalanla ilgili ama okuması gereken okumuyorduki.
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin (Yalan söylemeyip doğru söylerseniz) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar” (Ahzâb, 33/70–71)
Yalanın ne kadar kötü bir huy olduğu bu ve buna benzer bir çok ayette belirtilmiştir.Çilem artık onun bir hasta olduğunu düşünüyor hareketlerini ve sözlerini ciddiye almıyordu.Hastalığın iyileşmesi için önce hasta nın hasta olduğunu kabul etmesi gerekiyordu.Bu yüzden çilem evdeki hastasının asla iyi olmayacağını düşünüyor ama Allahtan da ümidini kesmiyordu.Geçen yıllar içinde ikinci bebeği dünyaya gelmiş hayatı dahada çekilmez olmuştu.Çocuklarını çok seviyor tek teselliyi onlarda buluyordu.
Size bir teklifim var bu hikayenin sonunu siz bitirmek istermisiniz?Eğer isterseniz bana yorumlarınızla yol gösterirseniz çok memnun olurum.Yok eğer sen başlattın bize ne biz bu kadar karışıklığın içinden çıkamayız Ziyanla uğraşamayız derseniz onada peki..Haftaya Çilemin sonunu hep birlikte öğreneceğiz……………….
EN SON NE ZAMAN TÖVBE ETTİNİZ?
Hatırlayamadınızmı?Yada tövbe edecek bir şey yapmadığınızımı düşünüyorsunuz? Tövbe etmeyi birçok kere atlıyoruz yada önemsemiyoruz yada daha sonraya bırakıyoruz yarına garantimiz varmış gibi .
Öncelikle tövbe nedir?
Tövbe Allaha isyan etmekten pişman olup özür dilemek ,ona ibadet etmeye yönelmek demektir.
Peki kimlerin tövbeye ihtiyacı vardır ,nasıl yapılmalı,ne zaman yapılmalı bunlar çok önemli.Tövbe etmeninde şartları var ,şart dersem usulleri demek daha uygun olur.Öncelikle tövbe etmeyi gerektirecek hataları ve günahları yapmamayı diliyorum.Ama insanız bir nefis taşıyoruz tabiki yanıldığımız, hatalara düştüğümüz ,şeytana uyduğumuz,bilerek yada bilmeyerek yaptığımız günahlar olabilir.Yaşadığımız yüzyılda günaha düşmeden yaşamak gerçekten çok zor olmakla birlikte imkansız değil aslında.Her türlü şerden ,haramdan ,bizi şirke düşürecek şeylerden uzak durmamız gerekiyor .Olaki böyle bir hata yaptık günah işledik hemen geciktirmeden tövbe etmeliyiz.Peki tövbe ederken nelere dikkat etmeliyiz?
Allah hakkı ile ilgili günahlardan tövbe etmenin 3 şartı vardır.
1) O günahı işlediğine pişman olmak
2) Tövbe edilen günahı kesinlikle terk etmek
3)Tövbe edilen günaha kesinlikle dönmemek ve ayrıca bu şartlarla birlikte dördüncü şart, hakkı yenilen kulun hakkını sahibine iade etmek ve ondan helallik almaktır.(Bu mal cinsinden ise onunda ayrıca şartları vardır).
Öncelikle kalbimizde bir pişmanlık olmalı ve tövbemizde samimi olmalı Nasuh tövbesi yapmalıyız.Nasuh tövbesi,geriye dönüşü ,nesh edilmesi mümkün olmayan bir tövbedir.Bu tövbe salah makamına ulaşan Allahın evliyalarının yaptığı tövbedir.Tevbe eden yaptığı hatadan tiksinti duymalı ve bir daha dönmemek üzere tövbe etmelidir.Sadaka vermek tövbemize vesile olur.Ayrıca günahtan hemen tövbe vacibdir,tövbenin geciktirilmesi günahtır,onun içinde ayrıca tövbe etmemiz gerekir.Günahlarımızı saklamalı ifşa etmemeliyiz.Günahtan Allah için vazgeçmeliyiz.
……ey müminler hep birden Allaha tövbe ediniz. Umulur ki böylece felaha erersiniz…(Nur 31) Allaha göre şu kimseler in tövbesi makbuldur ki
,cahillikle bir kötülük yapıp hemen ardından dönerler….(Nisa 4/17)
Ruh gırtlağa geldiği anda yapılan tövbeler kabul edilmez .Çünkü ölüm korkusuyla yapılan tövbeleri Allah kabul etmeyecek.Hayatı boyunca bir müslüman gibi yaşamayan her türlü kötülüğü mübah sayan haramdan sakınmayan bir insanın ölüm anında yaptığı tövbe kendisine ne kadar fayda verebilir.
Yoksa kötülükleri yapıpta içlerinden birine ölüm gelip çatınca _ben şimdi tövbe ettim,diyenler ile kafir olarak ölenler için tövbe kabul edilmez.Onlar için acı bir azap vardır.(Nisa 18)
Küçük gördüğümüz günahlar zamanla bizi büyük günahlara götürebilir.Onun için ölüm anı gelmeden kötü arkadaşlardan uzaklaşmalı, haramdan kaçmalı, bizi günaha düşürecek her türlü şeyden sakınmalıyız.Tövbenin kabul olması için mübarek zamanlarda ,mekanlarda,ramazan, kadir gecesi ve önemli gecelerde, seher vakti,Cuma günü, farz namazlarından sonra ve aslında her an tövbe etmeliyiz .Ama bu dilimizde alışkanlık olan kızdığımız zamanlarda “tövbe tövbe “ dediğimiz gibi bir tövbe olmamalı.
Şimdi şapkamızı önümüze koyup düşünelim en son ne zaman ve hangi günahımız için tövbe ettik ?
Tövbe edecek bir günahınızı bulamadınızmı ne mutlu size bize …siz diye yazdığıma bakmayın aslında herkesten önce bu soruyu kendi nefsime soruyorum ve sizden helallik istiyorum …
SENİ POLİSE VERİRİM
İlk polis teşkilatı 10 Nisan 1845 de istanbulda kuruldu.Polis kelimesi ıstılah olarak ,kuruluşu bulunduğu yerde kamu düzen ve güvenliğini koruyan,yasaların adil ve eşit bir şekilde uygulamasını sağlayan teşkilat , kolluk,zabıta, şehirde güvenliği sağlamakla yükümlü kişiler anlamında kullanılmıştır.
Küçükken bizlere ne olmak istediğimiz sorulduğunda,genelde,doktor ,öğretmen,pilot,asker veya polis diye cevap verirdik.Bunda üniformalarının etkisi büyüktü tabii.Çünkü o zamanlar görevlerinin ağırlığını tam olarak idrak edemediğimiz için bizi görsellik etkilerdi.Herkesten farklı giyinmek,bizi cezp eder ve bunun havasını düşünürdük herhalde.Ortaokul ve lise yıllarında ise kıyafetin cezbediliciği yerini görevin sorumluluğuna ve ağırlığına bıraktı.Herhalde bir polis çocuğu olmamdan dolayı o dönemler bende polis olmayı çok istemiştim.Babamın kıyafetlerindeki apoletleri hep ben takar ve bundan büyük zevk duyardım.Ve zamanla bu mesleğin bayanlar için uygun olmadığına karar verdim ve bu sevdadan vazgeçtim.Çünkü bir çok mesleğe göre çalışma şartları çok ağırdı.Gecesi-gündüzü olmayan,hafta sonu yada bayram tatilleri böyle şeyleri doyasıya yaşayamadık.Hep bir acelecilik,her an göreve çağrılma tedirginliği vardı.Babamla şöyle ağız tadıyla bir pikniğe bile gidemedik.Çünkü bazıları için piknik dinlenmek değil yorgunluk demekti.
Neyse benim anlattığım dönemin 20 sene öncesi olduğunu düşününce acaba zamanın şartlarımı zordu yoksa şimdimi diye bir soru gelebilir akıllara. Aslında her iki dönem içinde farklı zorluklar var mutlaka. O zaman insanlar dahamı bilinçsizdi bilemiyorum ama çok kızdığım şeyler olurdu.Mesela yolda yürürken ağlayan çocuklara anneler” sus yoksa seni polise veririm” dediği zaman içimden o kadar kızardım ki şimdi olsa kesinlikle müdahale ederdim.Yada bir şey isteyen çocukları susturmak için hemen “bak polis geliyor söyleyimde sana iğne yapsın” sanki polis cebinde şırıngayla dolaşan bir öcü,
”bak polisin tabancası var” polis tabancasını çocukları korkutmak için kullanıyor ya hani! …İnanın abartmıyorum bunların hepsine bizzat tanık oldum. Belki polis çocuğu olduğum için bu bana çok dokunurdu.Oysa karakol önlerine bırakılan bebeklere kendi çocukları gibi sahip çıkan onları şevkatle bağırlarına basanın polis olduğunu unutuyorlar dı heralde.
O zamanın çocukları büyüdü tabii ve gözlerinde polisler hep “öcü oldu ,hepsi değil muhakkak.Belki insanların birçoğundaki önyargılar o zamanlardan kalmıştır ,sizce..Başımız ilk sıkıştığında çaldığımız polisin kapısı bize daima açıktır.80’ li yıllar ,siyasi karışıklıklar bundan dolayıda insanlar arasında polislere bir antipatinin oluşmasına neden olmuş olabilir.Ama geçmişte olanlar günümüzde yaşanan güzellikleri perdelememeli.Bir dönem iş sahibi olamayanlar polis olurdu.Eğer bunun için fiziksel ve psikolojik olarak hazır değilse bu görevi yürütmesi çok zordur.Çünkü polislikte adalet,sabır ve kurallara uyma zorunluluğu vardır.
Günümüz polislerine bakın,gelişmiş birçok ülkede suç oranları katlanarak devam ederken Türk polisi ve askeri kendini aşmış durumdadır.Avrupa Birliğine girmek için uygulanan bir çok kısıtlamalara rağmen görevini başarıyla yerine getirmektedir.Canı pahasına yakaladığı suçlular kanunların boşluklarından yada Avrupa Birliği kriterlerine uymadığı için serbest kalınca içim cız ediyor.Hain bir kurşun yada bir hırsız kovalamacasında şehit olan polislerimiz bunu yaparken görev aşkı vatan aşkı için yapıyorlar.Evlerimizde rahatça uyuyorsak akşamları sokakta korkmadan gezebiliyorsak bunda Türk polisinin ve askerinin emeğini küçümsemek kul hakkı olur unutmayalım.
Türk polisi adaletli.. Türk Polisi şevkatli..Türk polisi başarılı..Türk polisi her zaman göreve hazır.. ONLARLA GURUR DUYUYORUZ
54321
DAVETSİZ MİSAFİR
MİSAFİRİN BÖYLESİ
Bir hırsız gibi yavaşça süzüldü ,kimseye fark ettirmeden,hissettirmeden girdi eve..Sanki hep oradaydı,zaten vardı.Zamanla evdekiler birden gelen bu misafiri yadırgamak yerine ,o kadar memnun oldular ki .Gösterişliydi,fiyakalıydı,çekiciydi,kendine çok güveniyordu.Yaptıkları,yapacakları,yetenekleri hepsinin farkındaydı.Ona kimsenin karşı gelemeyeceğini,hayır diyemeyeceğini daha çok önceden biliyordu.
Çünkü yıllar önce yine yakın bir dostu (?)bütün evleri ziyaret etmiş ve cazibesiyle herkesi kendine hayran bırakmıştı. Kimse ona karşı gelememiş , bazılarını birbirine düşürmüş, bazılarını esir almış ve ayrılmalarına izin vermemişti.Yıllar geçtikçe özelliğinden ve güzelliğinden bir şey kaybetmemiş ,aksine her yeni gün kendini geliştirerek daha vazgeçilmez kılmıştı.
Şimdi yeni bir rakibi vardı….Ondan daha güzel ,daha bilgili daha kibar ve vaat ettikleri reddedilemezdi.Ona soru soran herkesin sorusunu cevaplıyor engin bilgisiyle kendine hayran bırakıyordu.Hiç kimseyi geri çevirmiyor bütün zorlukların üstesinden geliyordu.Hemcinslerine tepeden bakıyor reddedilmemek adına kendini sürekli yeniliyordu.Evdekilerde ona alışmış ,onun yokluğunda ne yapacaklarını bilemez hale gelmişlerdi.O olmayınca sanki ev bomboş ,hayat manasız ve değersiz ,öylece kalakalıyorlardı.Meğer hayatlarında ne çok yer tutuyormuş da farkında değillermiş.Kardeşler bile birbirleriyle yarışıyor onunla baş başa kalmak için çeşitli bahaneler uyduruyorlardı.İşlerini ona göre ayarlıyor ondan ayrılabilirlerse (ki bu çoğu zaman çok zor oluyordu) kalan sorumluluklarını yerine getirebiliyorlardı.Bazen herkes uyuduktan sonar kalkıp onunla buluşuyor ,daha fazla vakit geçirmek için her yolu deniyorlardı.
Eşler arasında da aynı problem yaşanıyor, ortadaki rekabet gün geçtikçe daha da çok kızışıyordu. Önceleri masum olduğunu düşündükleri bu misafirin zaman zaman hatta çoğu zaman gitmesini diliyorlardı.Çünkü o geldiğinden beri akşamları evde sohbet edemez olmuşlar ,herkes kendine farklı ilgi alanları oluşturmuştu.Hele herkes evdeyken onların bir köşede baş başa kalmaları,birbirlerinden gözlerini ayırmamaları eşleri birbirine düşürüyordu.Sabahları da sonuç hep aynıydı.İlk günaydın ona söyleniyor ,onunla sohbete başlanıyor ve akşam yeniden buluşmak üzere sözleşiyorlardı.Aslında ev sakinleri evde yalnızken misafirin varlığından hiçte şikayetçi değillerdi.Aksine herkesin yokluğunda aynı sohbeti onlarda yapıyor , onun neşesinden ,bilgisinden,güzelliğinden kendilerini alamıyorlardı.Tek problem bu güzelliği diğerleriyle paylaşmak istememeleriydi aslında..Herkes ona tek başına sahip olmak ve paylaşmak zorunda kalmak istemiyordu.Bu sorunun sadece kendi evlerinde olduğunu düşünüp tırnaklarını yediklerinde,aslında öyle olmadığını anlayınca biraz olsun rahatladılar.Bu misafir hemen hemen her evde mevcuttu ve çoğu aile aynı sorunu yaşıyordu.
Aslında bu zavallı misafirin hiç mi hiç suçu yoktu. Onu baştan çıkaran insanın ta kendisiydi. Onunla ne konuşmak ve ne zaman konuşmak istediğine karışmıyor sadece sorulana cevap veriyor , tercihi sorana bırakıyordu.İradesi olmayan bir makine olduğu için en son suçlanması gereken oydu elbet.Bilgisayar icat oldu sohbet bozuldu mu, değil tabi ki, kontrollü kullandıktan sonra bilgisayar teknolojinin getirdiği en harika aletlerden sadece biri .Lütfen kontrollü kullanalım, bu güzel ve çekici misafiri zan altında bırakmayalım .
Ne dersiniz !!!
|
|
: DOST KALBİNDEN |
|
|
: 8 |
|
|
: 6179 |
|
|
: 28 Aralık 2008 14:27 |
![]()
![]()
![]()
![]()
GURBET O KADAR ACI Kİ
Gurbet o kadar acı ki ne varsa içinde… diye başlar şarkının sözleri; Hepimiz biliriz bu gurbet şarkısını, onlarca gurbet şarkısından sadece biridir bu.Gurbet adı bile gurbet…Neye göre ,kime göre gurbet.
Gurbet denince akla ne gelir, kim gelir. Bence gidenin dönmediği yerdir gurbet.Çok istediği ,çok beklediği ,hasretle yandığı, gönlünü dağladığı ,yere göğe sığamadığı ,nefes alamadığı ,dönsün diye haykırdığı ama sesini duyuramadığı yerdir gurbet.
Daha gençken gurbete yeni düşmüşken en zor gurbetin benimki olduğunu düşünürdüm. Öyle ya daha çok genç bir yaşta anneden, babadan, kardeşlerden ayrılmış hiç tanımadığın memlekete yaşamaya gelmişsin. Kolay mı? Çevre yabancı sokak yabancı sana göre her şey yabancı. Bir de meşhur bir türkü dilinde. Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar aşrı aşrı memlekete kız vermesinler. Durup durup söyle dilinde tespih olsun.
Zamanla iş değişiyor. Bu sefer yaşadığın yer vatanın ekmek yediğin yer memleketin oluyor. Hani derler ya doğduğun yer değil doyduğun yer diye…
Zaman geçince insan olgunlaşıyor. Arkadaşların çoğalıyor çevren genişliyor. Şimdi memleketime gidince oraları çok sevmeme rağmen bir müddet sonra evimi, arkadaşlarımı özler oldum. İki arada bir derede kalmak bu olsa gerek. O zamanlar sadece kendi gurbetimi gurbet bilirdim. Sonraları öğrendim herkesin bir gurbet türküsü olduğunu. Oğlunu askere gönderen annenin gurbeti, yavrularını yuvaya bırakmak zorunda kalan annenin gurbeti, yurt dışında çalışmak zorunda kalanların gurbeti… Listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Aslında yalnız değildir gurbet, Çok yakın bir arkadaşı vardır onun. Hepiniz tanırsınız adı Hasret. Gurbet nereye giderse oda ardından gider. Hatta o gitmeden hasret gider yerleşir. Şimdiki gençlerin değim’i ile kan kidir onlar. Gönülleri dağlayan, içleri sızlatan, kor ateşin düştüğü o gönüllerde hasret adını alır özlem.
Karşılıklı yaşanır gurbet acısı bir giden vardır, birde kalan. En meşhuru gurbetçilerdir. Yani dizilere filmlere konu olan, yurt dışında çalışmak zorunda kalan gurbetçilerdir onlar. Alamanya dan aldıkları arabaları başlarına taktıkları fötr şapkaları, Alaman çikolataları .Ne acıdır, asıl gurbeti onlar yaşarlar ne oralıdırlar ne buralı.Arada kalmış bir nesil.
Cep telefonları web cam denilen harika bir alet var. Sevdiğiniz insanlar anında karşınızda. Teknoloji sayesınde eski gurbetler kalmadı.
Bayram geldiği zaman büyüklerimizin nerde o eski bayramlar dediği gibi nerde o eski gurbetler diyeceği geliyor insanın. Ucu yanık mektuplar beklenen posta trenleri. İşte Asıl Gurbetin adı…
|
|
YAZILARI BUNDAN BÖYLE HERHAFTA ÇARŞAMBA GÜNLERİ YAYINLANACAK.
“Kırıkkaledennehaber.com.”
DİZİ DİZİ DİZİLER
Yazının başlığı tekerlemeleri hatırlattı sizlere değil mi?
Mini mini birler çalışkan ikiler… Diye başlayan.
Keşke her şey masal olsa.
Bütün kötülüklerin unutulduğu, hep mutlulukların olduğu gözyaşının akmadığı.Yok öyle bir dünya zaten, yaradılışa ters.
Mademki imtihan için geldik bu dünyaya, acılarla yoğrulup sabretmenin mükafatını beklemek düşüyor bizlere. hayatı masal gibi yaşamak oyun,
gibi yaşamak. Hayata sadece yaşamak için gelmedik ki biz.Bir amacımız bir gayemiz var ,bizler ahireti kazanabilmek için imtihan için yaratıldık.
Bunun içinde eksiklerimizi tamamlamak, bilmediklerimizi öğrenmek ve ahseni takvim üzere yaşamak zorundayız. Bizim boş şeylerle geçirecek
vaktimiz olmamalı.Çok kıymetli olan vaktimizi iyi değerlendirmeli yarın hesabı sorulduğunda verecek cevabı bulmakta zorlanmamalıyız.
kimlerin boş vakti vardır?bir telaşı,bir amacı,bir sıkıntısı bir derdi olmayanın.Bizler bir şeyleri dert edinmedikçe derman olamayız.Bize ne durduk
yerde niye dert edinelim demek bize yakışır mı peki?Aç olan komşumuzu dert edinelim,ortada kalmış yaşlıları dert edinelim,kömürü olmayan ihtiyaçlıları
dert edinelim,küçük yaşta çalışmak zorunda bırakılan çocukları dert edinelim,haksız yere öldürülen Müslüman kardeşlerimizi dert edinelim. Yeter ki
isteyelim dert edinecek o kadar çok şey var ki..Ama boş vaktimiz yok!!
Başlıkla ne alakası var yazının diyebilirsiniz. Haklısınız buraya kadar olan bölüm pek ipucu vermiyor gibi. Ama boş vakit bulamıyoruz ya hani! Çünkü bütün boş vakitlerimiz rezerve edilmiş durumda, hepsinin randevusu var. Sabah bilmem ne program, öğleden sonra beriki akşamki dizi asla kaçmamalı… Haa diyeceksiniz ki siz hiç dizi yada film izlemiyor musunuz? elbette izliyoruz.Ama artık seçici olmayı öğrendik.Önceden yaptığımız hataları artık yapmıyoruz.Hatta aramızda espri yapıp sigarayı bıraktım der gibi televizyonu bıraktım diyoruz.Sigarayı bırakamayacağını düşünenlere…
Diziler hayatımızın o kadar büyük bir bölümünü işgal ediyor ki bağımlı olduğumuzu kabul bile etmiyoruz. Çok enteresan ama bir o kadarda gerçek,aileler arasında ev ziyaretleri dizilere göre ayarlanıyor artık.Eğer o gün izlenmesi gereken bir dizi varsa ne misafir kabul ediliyor nede gidilebiliyor.Kazara böyle bir yanlış yapılmışsa yada emrivaki olmuşsa önümüzde çay bardakları ,gözler televizyonda ,reklam araları bekleniyor sohbet için..
Reklam arası ziyaretleri diyorum bunlara. Eskiden diye başlayacağım cümleye ne büyüklerin nede çocukların hiç sevmediği bir giriştir bu, ve çoğunluklada dinlenmez zaten.Ne güzel olurdu ev gezmeleri;televizyon yine açık olurdu tabi ama bu kadar kanal ve dizi olmadığı için çokta rağbet görmezdi.Yine çaylar içilir mısırlar patlatır meyveler yenirdi velhasıl ziyaretler daha güzeldi.
Gündüz hanımlar çocuklarından, yaptıkları işlerinden yani kendi hayatlarından bahsederdi. Artık başkaların hayatlarını yaşar olduk. Renkli camın önünde değil içinde yaşıyoruz. Biz belki geldik gidiyoruz annelerimizin tabiri ile.Ya çocuklarımız!
Belki bununla ilgili onlarca haber yapılmıştır ama insan ne kadar yazsa ne kadar okusa ve izlese de değişmeyince değişmiyor. Çocuklarımıza dikkat ettik mi?
bize hiç benzemiyor değil mi? yoksa fark etmediniz mi?biraz daha ,biraz daha dikkatli bakın.Aaaa unuttum ,fiziki özelliklerinden bahsetmiyorum elbette.Huyları davranışları ahlakları konuşmaları.Şimdi tekrar bakın tıpkı … dizideki …..çocuk gibi konuşuyor yada …dizideki ev gibi havuzlu bir evde yaşamak istiyor.
İnanın bunlar abartı değil.Bir çoğumuzun evinde bunların tamamı değil belki ama bir parçası yaşanıyor.Dizilerin bir çoğunda Türk-İslam örf ve adetlerine hiçte uymayan bizden olmayan biz olmayan bir çok şey var.Bunları eleştirirken hiç mi güzel bişey yok dediğinizi biliyorum.Var tabii onu da siz bulacaksınız.Hangi program bize ne katar,bundan nasıl bir ders alırım çocuğum bunu izlemeli diyeceğiniz bir sürü programda var.Alın kumandayı elinize değiştirin kanalı, bakın işte orda bir tane buldunuz bileee.
LÜTFEN YOL VERİRMİSİNİZ?
Sokaklar oldukça kalabalık, yürümekte zorlanıyoruz. Caddeye sığamıyoruz, yok canım kilolarımızdan değil birbirimize olmayan saygımızdan.
Belediyemiz sağ olsun kaldırımlar halkın rahatlıkla yürüyebilmesi için genişletildi. Yürürken şöyle bakıyorum sağıma soluma sadece ben mi fark ediyorum diye düşünüyorum. Ama sanmıyorum herkesin dikkatini çektiğine eminim.
Esnaflar sağ olsun yolları sağlı sollu mağaza mallarının teşhiri için parsellemiş durumdalar. Belki onlarda haklıdır ama bence bu büyük bir sorun teşkil ediyor ve bu sorun bir türlü çözülemiyor. Belki de sorunu çözmek gibi bir çabası yok kimsenin de benim haberim yok. Esnaf ne yapsın ,vatandaş krizden dolayı içeri girmekten korktuğu için onlarda hizmeti vatandaşın ayağına getiriyor, hatta gözüne sokuyor.Dükkan önüne konulan elektrikli ısıtıcılar sehpalar kanepeler.Yoldan geçerken insanın oturup dinlenesi geliyor.Ayakkabılar terlikler,çantalar kocaman sepetlerin içinde…
Arabalar ayrı dert zaten. Tamam, trafik kurallarına göre iki araba yan yana durabilir, ama daracık bir yolda sağlı sollu arabalar park edince geçmek için cambazlık yapmamız gerekiyor. Sabırsız şoförler sinirli yayalar herkes alev topu. Kazalar da olmuyor değil, seyredin o zaman filmi! Şoför koltuğundayken yayalara,yayayken de şoförlere kızıyoruz,herkes haklı suçlu olan yok.Yüzlerce kuş gökyüzünde birbirine çarpmadan ahenkle dans ederken bizler kuş kadar olamıyoruz.Atalarımız bunu mu demek istemiş acaba” kuş kadar aklın yok” derken.. Çözümü bilemiyorum benden söylemesi çareyi yetkililer düşünsünler.
Hal böyle olunca kaldırıma sığmıyoruz. Kırıkkale nüfus olarak kalabalık bir şehir malum. Bazı günler hatta çoğu zaman gerçekten yürümekte zorlanıyoruz. Bayanlar olarak kendimizi karşıdan gelebilecek darbelere karşı savunmak zorunda hissediyor, sağa sola dönerek meydana gelebilecek çarpışmaları engellemeye çalışıyoruz.
Ama bunu neden hep biz yapıyoruz?
Neden beyler bu konuda hassasiyet göstermiyor?
Yollar onlara aitmiş gibi hiç istiflerini bozmuyor,insanın üzerine doğru yürüyorlar.Bunu sadece beylerin yaptığını söylemek haksızlık olur, itiraf edeyim bunu yapan hanımlarda var.Ama bunu okuyup ta suyun üstüne çıkmasın kimse, bu arada bir oluyor.Bazen öyle oluyor ki yediğimiz omuz darbesiyle çantamız omzumuzdan fırlıyor.Gel de sakin ol.!
Zaten sinirlerin gerilmesi için yeteri kadar sebebimiz var.Kriz her tarafı sarmış,patron işten çıkarmış,ev sahibi kira günü gelmeden gül yüzünü göstermiş,okuldan aidat parasını istemişler,doğalgaz faturasını hiç hatırlatmıyorum .Hırsımızı kesinlikle birilerinin omzundan almalıyız.Yediğimiz darbeyle kalsak iyi,birde üstüne suçlu bizmişiz gibi dövecekmiş gibi bakan bakışlar olmasa.Daha bir ürküyoruz,o an yolda olup ta önlerine geçtiğimiz ve omzumuzu engel koyduğumuz için vicdan azabı çekiyoruz.!!!
Hâlbuki o an orda olmamalı hatta sokağa hiç çıkmamalıyız.
Biraz saygı lütfen!
Bu dünyayı ortak kullanıyoruz, bu ülkeyi, bu ili, bu sokağı. Beraber bir caddeyi kullanamıyor birbirimize tahammül edemiyor ve saygı duymuyorsak aynı dünyada nasıl mutlu olabiliriz?
LÜTFEN NAZİK OLURMUSUNUZ?
BEYZA)
|
|
: DOST KALBİNDEN |
|
|
: 4 |
|
|
: 3840 |
|
|
: 13 Ocak 2009 12:17 |
![]()
![]()
![]()
![]()
FİLİSTİN NERESİ?
Bilenler bilmeyenlere anlatsın,yada en doğrusu ve güzeli kendisi öğrensin.Ne gerek var diyorsanız eğer çok ayıp edersiniz.Siz biliyor musunuz derseniz eğer bilmiyordum öğrendim.Bunu bilmek için coğrafya öğretmeni olmaya yada derin bir harita bilgisine sahip olmanıza gerek yok.Meraklısı vardır ama,Dünya haritasını ezbere bilen bir yakınım nereyi sorsanız gösterir ve hakkında açıklayıcı bilgide verir.Bu istisna tabi özel bir merak…Ama siz gene de Tarih Atlasını elinize alın ve bu vahşetin nerede yaşandığına bir bakın.Bu güne kadar gerekmemiş bile olsa bugün merakımızı giderelim.Ve tarihini bilmeyenin geleceğinin de olmayacağını unutmayalım.Biz kimiz ,nereden geliyoruz aslımız nereli dostumuz düşmanımız kim?
Gelelim asıl konuya .Filistin neresi?
Filistin’in nerede olduğunu bilmeye neden bu kadar taktım,neredeyse nerede ,dünyanın bir yerinde.
Dünyanın bir yerinde değil işte,dünyanın merkezinde şu an ve en önemlisi yüreğimizde ,aklımızda ,fikrimizde,ruhumuzda.Ama ben Filistin deyince Gazze deyince kalbimiz dağlansın,burnumuz sızlasın ,karnımız ağrısın ,ruhumuz ağlasın istiyorum.Elbette illaki bir coğrafi bilgiye gerek yok ama hiç olmazsa bu günlerde merak edipte acaba kan gölüne dönen ,canların ,malların,ırzların tehdit altında olduğu bu ülkenin nerede olduğunu merak ettik mi?
Bu işkenceyi neden görüyorlar,onlara bu hakareti yapanlar kimlerdir ve dertleri nelerdir merak ettik mi?
Onlar o zulmü çekerken bizim bu kadar rahat olabilmemizin sebebini merak ettik mi?
Biz çocuklarımızı sıcacık yataklarına yatırdıktan sonra onlara tatlı masallar anlatırken,Filistinli bir annenin yıkılmış evinin bir köşesinde çocuğuna sarılmış hangi masalı anlattığını merak ettik mi?
Birkaç dakika önce evladını kaybeden babanın kalan çocuğu için neler hissettiğini merak ettik mi?
Henüz patlamış bir bombadan yaralı kurtulan çocuğun fal taşı gibi açılmış gözlerindeki dehşeti fark ettik mi?
Silah seslerinden korkup elleri titreyen ,çenesi birbirine vuran çocuğun yerine kendi çocuğumuzu koyabildik mi?Bize bunu niye yapıyorlar diye soran çocuklara verebilecek cevabı bulabildik mi?
Böyle bir anket yapılsaydı sorulara verilecek cevaplarımız neler olurdu,değerlendirmeyi hep birlikte yapalım.Neyse herkes kendi yapsın ama cevapları kimse kimseye göstermesin!
Televizyonda yapılan anketlere denk gelmişsinizdir. Uzatılan mikrofonlara o kadar saçma cevaplar verilir ki sorduğunuza pişman olursunuz. Bunu size niye anlattım.Hepiniz biliyorsunuz geçen günlerde Kırıkkale de yapılan İsrail ‘i protesto mitingine çok yoğun ilgi vardı.Bizde tepkimizi göstermek ve tek yürek olmak için ordaydık.Miting sonunda çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir ablam o yoğun duygularla bütün esnafı gezip Filistin bayrağı ve poşusu aramış.Tahmin edebileceğiniz gibi bulamamış tabii.Şaşılacak olan şey bu değil zaten esnafların tepkisi.Bir kaç esnaf gezip onların şaşkın bakışları arasında başka bir dükkana giriyor.Girdiği dükkanda çalışan hanım kızlar velinimet olan müşteriye ne aradığını soruyorlar ablamız.
-Filistin bayrağı yada poşusu var mı? diye soruyor.Kızlar şaşkın
-O ne
-Filistin bayrağı
-Filistin ne .Kızlarımız Filistin ‘in ne olduğunu bilmiyor.Akşama kadar çalıştıkları için mi yoksa eve gittiklerinde haber saatini kaçırdıkları için mi yoksa evde bu mevzular konuşulmadığı için mi bilinmez kızlarımızın dünyadan haberleri yok.Neyse sonunda ablamız tarafından akşam eve gidince haberleri izlemek ve patrona özet geçmekle cezalandırılıyorlar.Başka bir esnafa gidiyor ablamız soru aynı.
-Filistin bayrağı var mı ? cevap keskin
-Filistin bayrağı nerden olsun burası Türkiye.Ablamızın cevabı manidar
-Burası Türkiye ama bir gün Filistin olabilir. İnanılmaz geldi ama gerçek.
Bu olayın yaşanması beni ümitsizliğe düşürmüştü, ama sonra ALLAH’IN onlar(Yahudiler)ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirirlerse,Allah onu söndürmüştür.(maide64)ayetini hatırladım ve kendime geldim .Üstelik Pazar günü yapılan kongredeki müthiş kalabalık üzülmeyin,biz her zaman tek yürek tek bileğiz diyordu.Biz güçlüyüz biz kararlıyız biz imanlıyız ve bu gücümüzü onlarda olmayan bir şeyden alıyoruz.KUR’ANDAN.
Ve dünyaya haykırıyoruz, Göstermelik barış çabalarını bırakın artık. Üzülüyor gibi görünüp arkanızı dönünce kahkahalar atmayı bırakın artık. Öldürdüğünüz her Müslüman ‘ın kanında boğulun artık .
YETER ARTIK…
|
|
: DOST KALBİNDEN |
|
|
: 2 |
|
|
: 3842 |
|
|
: 20 Ocak 2009 21:04 |
![]()
![]()
![]()
![]()
ŞİMDİ REKLAMLAR!!!
Eminim bu anonsla.TV başında olsaydınız ailece pür dikkat reklamları izliyor olurdunuz.Öyle ya televizyonun en çok izleneni,sihirli camın vazgeçilmezidir reklamlar.Kitlelere ulaşmak için gereklidir bu.Çocuklarımızın gelişip büyüyebilmesi,çamaşırlarımızın komşunun çamaşırından daha beyaz olması,daha güzel kokmamız,lavabolarımızı daha kolay ovmamız için kaçırılmaması şart olan bölümdür reklamlar.Ama size bütün dünyanın çok yakından tanıdığı ve bir çoğunun izlemekten zevk duyduğuna emin olduğum bir reklamdan bahsetmek istiyorum.Yeni reklam ürünümüzün adı KATLİAM…Ürünün üreticileri İSRAİL…ürünü destekleyip alanlar tüm dünyayla birlikte TÜRKİYE…
Hemen karşı çıkmayın Ayşe hanım..Fatma hanım..Hatice hanım..Sizde bizde hepimiz yıllarca bilerek yada bilmeyerek İsrail mallarını alarak onlara prim yaptırdık.Dönem dönem hatırlatılmış olsa bile “bizimkilerin deterjanı güzel yıkamıyor,onlarda iyisini yapsın” bahanesi nin arkasına sığındık.Özrümüz kabahatimizden büyük maalesef.Şimdi bak Filistin’e ,Muhammed’in başına inen ARİEL bombası akan kanı temizleyebilecek mi?Belki de ALO yada OMO denemek ister misin?Çocuklarımızın daha güzel gelişip büyümeleri adıyla yedirilen DADONE ler.SANA çocukların büyümesine yardımcı oluyor madem, peki Filistinli Hasan neden büyüyemiyor?Neden onun bu hakkı elinden alınıyor?Yaz kış demeden bağımlısı olduğumuz FANTA, COCA COLA,PEPSİ ve hepsi bizi serinletirken,içtiğiniz her yudumda ,Filistin’in Gazze’nin başına inen fosfor bombalarıyla cayır cayır yanan bedenleri hangi içecek serinletir diye aklınıza getirdiniz mi?COCA COLA ile ailenin kalbi sofrada atıyormuş, peki Gazze’de atan minik kalpleri neden durdurdunuz?Gazze’de oturulacak bir sofra bırakıldı mı?Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur diyor Necip Fazıl.Biz odun muyuz taş mıyız Allahın en güzel yarattığı ,akıl verdiği insan neden biraz düşünmüyor.Cihad etmek için illaki silahlanıp Filistin’e gitmeye gerek yok ki.Bizim daha güçlü bir silahımız var İMAN ve İRADE.İrademizi kullanalım İsrail mallarını almayalım.Çok mu zor canım PRİMA ile bezlenmeyen bebek büyümüyor mu.?HACI ŞAKİR adını kullanarak bizi içten fethetmeyi hedefleyen eli kanlı İsrail’i zengin etmek niye?
Sırf hava atacaksın diye,VAKKO,BOSS dan giyinmek niye?Türk kahvelerinin suyumu çıktı neskafe bağımlısı olmak niye?Çocuklarımız dengesiz besleniyor diye şikayet eden anneler,onları ödüllendirmek istediğinizde Mc Donald’s ları doldurmak niye?
Dünyada ticaretin ve haberleşmenin her alanında ahtapot gibi kolları olan, örümcek ağı gibi yuva kurup Müslümanları ağına düşüren eli kanlı yaratıklara neden prim veriyoruz.
Bir Latin atasözü taşı delen suyun gücü değil damlaların sürekliliğidir der.Herkes kendi adına bu malları boykot etse inanın çok büyük darbe indiririz o lanetlilere.Bunu hanımlar biz başarabiliriz çünkü biliyorum ki alışverişte neyin alınacağına çoğunlukla hanımlar karar verir.Lütfen bu boykota katılın.Sigara tiryakileri sizlere sözüm ,eğer içiyorsan MALBORO,SALEM,CAMEL,LM bil ki Hüseyin’in başına düşen bombadan arta kalan toz bulutu aynı hazzı veriyor eli kanlı yaratıklara…Annelerimize ,kardeşlerimize,komşumuza ısrar edelim.Doğru biz her CİF alışımızda onlar Gazze’de maksimum temizlik yapıyorlar.O yaratıkların yaptığı bu katliama ortak olmayalım.Unutma yarın hesap gününde hiçbir ürün senin günahını temizleyemez…Özellikle türbanlı hanımlar seçilerek caf caflı tarafları gösterilerek AMWAY ürünlerinin satıldığını biliyor muydunuz.Almayın efendim almayın,siz kırışıklıklarınızla dah güzelsiniz.Gazze’li Fatıma bırak kırışığını ırzının derdine düşmüşken sen neyin derdindesin??Çocuklarınıza yedirdiğiniz CİPS ler ALGİDA, CORNETTO dondurmalar Gazze’li Hüseyin’in tepesindeki fosforlu bomba biliyorsun değimli?MAGNUM dondurmayı yerken” daha azıyla yetinme “derken acaba neyi kastediyor.Alacağı daha çok can olduğunu mu.Savaşın ortasındaki çocuklar mahşer yeri gibi sağa sola kaçarken(kolu bacağı olan)onlar çocuklarıyla birlikte film izler gibi el çırparak izliyor.Bizde onlarla birlikte el çırpıyoruz.Hiç inkar etmeyin eğer bu malları almaya devam edersek yaptığımız aynen budur.Alışveriş merkezlerine kadar uzanan bir liste CAREFOUR MİGROS benden söylemesi isterseniz gidin ama yarın hesabını nasıl verirsiniz onu bilemem.Al kumandayı eline kapat FOX ‘u ,CNBC,SKY .izleme efendim ,oradaki diziden de eksik kal.Biz tek kanal izliyoruz artık ve hepimizin rol aldığı bir diziyi izliyoruz.Hem de diğer diziler gibi değil soluk almadan çekilen bir dizi.Kahramanlar belli senaryo çok korkunç.Mutlaka öldürülmesi gereken kadın çocuk Müslümanlar.Bütün dünya bilmiyor ki İSRAİL yeni senaryo için yeni mekanlar bulacak,oraları neresi olacak acaba… Yazacak çok şey var ama üstat’la bitirelim
Mehmed’im, sevinin başlar yüksekte!
Ölsekte sevinin, eve dönsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş gün batmış, ebed bizimdir!
N.F.K.
|
|
|
|
|
: 3843 |
|
|
: 27 Ocak 2009 18:27 |
![]()
![]()
![]()
![]()
GÜLEN YÜZ
Biliyorsunuz günlerdir hatta haftalardır,Filistin ve gazze sorunu üzerine yorumlar yazılıp çiziliyor.Bir büyüğümüzün dediği gibi yanlış bir ifade kullanıyoruz farkında olmadan.Sorun olan Filistin yada gazze değil İSRAİL’in ta kendisi.Neyse asıl mevzuumuza dönelim.
Bu hafta farklı bir konu ele almak istedim.Son zamanlarda yaşadıklarımızdan mı ,Türkiye yi etkileyen krizden mi,yolunda gitmeyen işlerimizden mi,çocukların istediğimiz karneyi getirmemesinden mi sayamadığımız bir çok sebepten midir bilinmez gülmeyi unuttuk.Haa diyeceksiniz ki gülecek ne var ağlanacak halimize.Ben o türlü gülmekten,dünyayı boş vermişlikten aman sendecilikten bana necilikten bahsetmiyorum elbet.
Gülümsemekten,sıcacık bir tebessümden,insanın içini muhabbetle, hoşgörüyle ve sevgiyle dolduran o TEBESSÜM den bahsediyorum.Ebu Zer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasulallah (s.a.v)şöyle buyurdu.”Din kardeşini güler yüzle karşılamaktan ibaret bile olsa, hiçbir iyiliği küçümseme”
Yani o kadar kıymetli, o kadar değerli ve önemli gülümsemek.Bazı prensip sahibi arkadaşlarımız gülmeyi pek sevmezler. Ne alakası var şimdi demeyin gerçekten doğru.Gülmeyi, tebessüm etmeyi zayıflık sananlar ,ciddi olurlarsa daha otoriter olacaklarını düşünenler azımsanmayacak kadar çok.Dikkat edin böyle insanlara kaşları nerdeyse yerdedir.
Mandalla alınlarına bağlasanız gene de durmaz.Elbette ki ahlak ve görgü kurallarını hiçe saymak hiçbir insana yakışmaz.Ama dinimizin bize müsaade ettiği ölçüde gülmeyi de çevremizden esirgememeliyiz.Öyle zamanlar oluyor ki insanın sıcacık bir tebessüme ihtiyacı oluyor.Çok gergin bir anınızda,huzursuzluğunuzda yada kendinizi yabancı hissettiğiniz bir ortamda karşıdan gelen bir tebessüm sizi ne kadar da rahatlatır.
Darda olan,hasta yatan bir dostumuzun beklide sadece bir gülümsemeye ihtiyacı vardır.Sıkıntısını paylaştığınızda içtiği antibiyotiğin yerine sizin vereceğiniz sıcacık bir gülümseme en etkili ilaçtır ona…Onca olumsuzluğa,acıya,yokluğa,üzüntüye rağmen yanlara açılmış sizi kucaklamayı bekleyen iki kolla birlikte, kocaman tebessümle tüm sevgisini paylaşmaya hazır olan birini kim reddedebilir.Durumu kötü olan, geçim sıkıntısı çeken,çocuklarını okutmakta zorlanan aileleri ziyarete gittiğimizde onlara hiçbir şey vermeden sadece tebessümle bile bakmak inanın onları o kadar mutlu ediyor ki.Hele çocukların gözlerine bakmak yetiyor bile hemen anlaşıyorsunuz,o saf yüzlerdeki sevinci görmenizi isterim.
Maddi yapılan yardımların yanında sadakanın en güzellerinden birini de hemen iletmiş oluyorsunuz.Ne kadar kolay, bir hastaya, yaşlıya , yetime,kapı komşuya,kırgın arkadaşına sıcacık bir gülümseme.Gülümsemek ürken insanın korkusunu,talebenin heyecanını,eşinizin gönlünü alır.Hz Mevlana:”İnsanın nasıl güldüğünden edebini, neye güldüğünden aklını anlarım” diyerek ölçüyü ne güzel anlatmış.Kalplerin kırılması çok kolay fakat tamiri bir o kadar da zordur.Evlerdeki küçük atışmaları iş arkadaşları arasındaki kırgınlıkları büyük hediyelere gerek kalmadan küçük bir tebessümle halletmenin ne kadar kolay olduğunu bir fark etseniz.(aile bütçesine katkıda sağlarsınız).
Kaldırın yere düşen kaşlarınızı biraz gayret ,dudaklarınızı yana doğru hareket ettirin bakın gülümsediniz bile…Unutmayın KURANI-KERİMDE güzel ahlak tarif edilirken iyilik,cömertlik,sevgi, kardeşlik,müsamaha,ana babaya itaat ve daha birçok özelliğin yanında güler yüzlülük ifade edilmiştir.Çok bir şey harcamanıza gerek yok..En bedava ama bir o kadarda kıymetli.Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:Tebessüm bedavadır,alanı mutlu eder,vereni üzmez.
Öğretmen sınıfa girerken tebessüm etmese ,aile reisi eve girerken tebessüm etmese,patron işverene tebessüm etmese,işyerinde arkadaşlar birbirlerine tebessüm etmese….yazmak bile içimi daralttı bide yaşadığınızı düşünün.Oysa bunun tam tersi olmalı,şartlar ve mekanlar değişebilir,araya zaman girebilir ama yinede insanlar gülen yüzlerini birbirlerinden esirgememeli.
Allah-u Teala ve Sevgili Peygamberimiz(s.a.v)güler yüzlü olmayı tavsiye ederken bunu uygulamamak hangi Müslüman’a yakışır.Hayatımızın bazı dönemlerinde sevdiğimiz yada kızdığımız kişilere lakaplar takmışızdır.
Çirkin lakaplar hoş değildir tabi.Ama güzel bir lakapla anılmayı kimse reddetmez.Sizi bilmem diyemeyeceğim çünkü eminim hepiniz çevrenizde gülen yüzler görmek istersiniz.İnsana güven veren ,rahatlatan,dostluğundan emin olduğunuz.
Bizim çevremizde gülen yüzler var.
İnsanın ne kadar ihtiyacı var evdeki, okuldaki,bakkaldaki.işteki ,dünyadaki gülen yüzlere..
Çok şükür benim etrafımda böyle arkadaşlarım ,kardeşlerim var ,dilerim tebessüm dudaklarınızdan hiç eksik olmasın
MÜ’MİNİN TEBESSÜMÜ YÜZÜNDE HÜZNÜ İSE KALBİNDEDİR
(HZ.ALİ)
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
: 3844 |
|
|
|
: 04 Şubat 2009 10:35 |
|
![]()
![]()
![]()
![]()
1-0
1-0 sporda bir skor, farklı iki takımın maç sonunda elde ettiği skorlardan biri.”Çok çalışan kazandı, biz daha farklı bir sonuç bekliyorduk,hakem hakkımızı yedi, o pozisyon ofsayt değildi” v.s v.s Değil tabi bu başlığın bu anlattıklarımla hiçbir alakası yok.
Bazen bazı insanların yada ülkelerin hayata 1-0 yenik başladıklarını düşünüyoruz .Kendi elimizde olmayan tercihlerden dolayı hayat bize çok farklı şeyler yaşatır.Bedenlerimiz ,ailelerimiz,sağlık durumumuz ,yaşam standartlarımız hiç biri ama hiç biri bizim tercihimiz değildir.
Gözleri görmeyen bir insanın hayata bakış açısını merak ettiniz mi hiç. Eminim böyle bir durumla karşılaştığınızda üzülerek bakmış ve halinize şükretmişsinizdir”.Allaha çok şükür gözlerim görüyor ya bende ama olsaydım” diye düşünüp rahat bir nefes alırdınız. Sanki yarına garantimiz varmış gibi! Peki hiç düşündünüz mü, acaba gözleri görmeyen o kişimi ama, yoksa biz mi? Biz gören gözlerle etrafa bakarken bize verilen nimetin ne kadar büyük olduğunun farkında mıyız ? Yoksa hala göz renginden memnun olmayıp rengini değiştirme çabasına girenlerden miyiz.Sanki o lensleri takınca güneşi yeşil mi göreceğiz.Oysa acıyarak ,üzülerek baktığımız o ama, doğanın bütün renklerini , tatlarını bizden daha güzel hissediyordur.Çünkü onların duyu organlarının ne kadar hassas olduğunu biliyoruz.Onlar gözlerinin görmemesini sorun edeceklerine kol ve bacaklarının sıhhatinden dolayı Allaha şükrederler.Bir çok bedensel engelli insan var ,kimi yürüyemiyor, kimi kollarını kullanamıyor.Televizyonlarda izlemişsinizdir elleri olmayan bir kadının ayak parmakları ile resim yaptığını, çocuğunun bezini bağladığını ,bu örnekleri çoğaltmak mümkün.Ama hayata bakış açılarını fark etiniz mi, hiç şikayetleri yok,yüzleri hep gülüyor.Şimdi söyleyin bakalım hayata 1-0 yenik başlayan kim?
Yada kocası tarafından her gün dayak yiyen, fakat Allahın rızası ve çocukları için sabreden vefakar, cefakar bir kadın.Ne kadar acırız ,üzülürüz elimizden gelse kocasını bir güzel paralarız.Ama gösterdiği sabırla kazanacağı mükafat belki de bizlerden kat be kat fazla olacaktır kim bilir.Bunu kendisine yapılan bir haksızlık olarak değil bir imtihan olarak bakmak herkesin harcımıdır dersiniz.Her sene , eşya değiştiren evini köstebek yuvası gibi eşeleyip, kırdırıp kırdırıp yeniden yaptıran hanımlar ne yapsalar mutlu olamıyorlar.Mutluluğun eşyada yada parada olduğunu zannedip elde ettikleri halde mutlu olamayanlar, şükürlerini kontrol etmeliler.Azla yetinmeyi bilemeyenler kendilerinden daha zor durumdaki evleri düşünmeli,fakir ama mutlu insanların evlerine giren sıcak çorba ve onu sofraya gönderen Rabbine olan tevekküllerinin ne kadar samimi olduğuna bakmalı.Sofralarında her türlü nimeti bulup ta ağız tadıyla yiyemeyen,yediği zehir olan ,eşinden sevgi ve saygı göremeyen,çocukları asi olan bir ev ne kadar mutlu olabilir.Para ve etiketin bir nimet olduğunu düşünüp, buna sahip olamayanların yoksul olduğunu düşünenler,şimdi söyleyin bakalım hayata 1-0 yenik başlayan kim?
Gelelim ülkelere, şu anda kâfir zulmüyle inim inim inleyen İslam coğrafyasına. Buradaki çocuklar, kadınlar gençler, ihtiyarlar. Evlerimizde yuvalarımızda televizyon başında arkamıza yaslanmış, yada iki gözümüz iki çeşme ağlayarak onlara acıyan ama gerçekten çok acıyan üzülen kahrolan bizler. Ne kadar şanslı olduğumuzu düşünüp halimize şükrediyoruz belki ama acaba kim şanslı. Elimizin altındaki onca nimete karşılık şükretmeyi ihmal eden biz ,her daim Allah’ı(c.c) anmayı unutan yine biz.Bombalar altında inleyen insanları, paramparça olan vücutları gördükçe ne kadar şanslı olduğumuzu düşünüyoruz.Ama belki de gittikçe kirlenen bu dünyada şahadet şerbetini içerek şehitlik makamını kazanan ve belki de ahiretleri ni garantileyen kim?Şimdi söyleyin bakalım hayata 1-0 yenik başlayan kim?
Sözlerim yanlış anlaşılmasın tabii ki her şeyi takdir eden ALLAH(C.C) dır.Hiç kimse hayata 1-0 yenik başlamaz böyle bir şey olamaz.Çünkü Allah kulları için daima güzel şeyler ister.Çünkü o çok adaletlidir, adaletin kendisidir,haşa asla yanlış iş yapmaz.Asıl unutulmaması gereken şey bu dünyanın ahiret için bir yatırım yeri olduğudur.Biz bu dünyaya vur patlasın çal oynasın için gelmedik,eğer böyle düşünürsek başımıza gelen musibetlere ahirette ki mükafatını düşünerek sabrımız çok daha güzel olabilir.
Bir kimsenin “ insanlar helak oldu “dediğini duyarsanız bilin ki o kendisi, herkesten çok helak olandır.(Müslim)
…..Allah bilir siz bilmezsiniz.(bakara 232
UNUTMADINIZ DEĞİL Mİ?
UNUTMADINIZ DEĞİLMİ?
Doğru söyleyin unutmadınız değil mi? Önümüzde seçim var herkeste bir telaş ülkenin geleceği söz konusu. Aday olanlar,onların ailesi,yakınları,gelen giden misafirleri ve telaşları.Tabi ki çok haklısınız ama doğru söyleyin unutmadınız değil mi?
Hava durumları malum bahar geldi ama Mart kapıdan baktırıp bizimle oyun oynuyor. Hala yakacak derdi olanlar ve soğukla boğuşanlar var. Gerçi onlara uzanan bir el mutlaka var Allahın yardımıyla. Her ne kadar yardımlara köstek olmaya çalışanlar var ise de buna engel olmaya güçlerinin yetmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü bu yürek işidir,istemeyle olur,herkes yardım yapamaz.Verirken elinin titrememesi lazım ,cebin ve kalbin sızlamaması lazım.Hele birde kalp haftası geçirdik kalp krizi geçirmemek lazım.O kalbe sadece dünyalık sığdırmamak lazım.Eş,dost,mal,mülk,çocuk sevgisi hepsi kalbe ağır gelir çabuk yorulur.Bütün bunlardan arta kalan bölümüne ne sığdırdık peki?
Oraya ne koymamız gerektiğini unuttuk demeyin sakın.Kalbimize bu kadar yüklenmeyelim yoksa bizden intikam alır, ama onu önce sevgiyle kuşatırsak,sarar sarmalarsak bakın siz o zaman .Bir binanın temelini ne kadar sağlam atarsanız o kadar çok kat çıkarsınız.İşte aynen kalbimize önce Allah sevgisi Peygamber aşkı koyarsak görün bakın neler oluyor.Siz Allah’ı severseniz ve onunla kuşanırsanız O sizi öyle sarıp sarmalıyor ki,bütün bedeniniz ve ruhunuz Onu mutlu etmek için çabalayıp duruyor.Dolayısıyla arkasından insan sevgisi ,merhamet,yardım aklınıza gelen en güzel şeyler peş peşe geliveriyor.Din kardeşinizin açlığı tokluğu,varlığı yokluğu,soğukta titreyip titremediği,savaşta vücudunun parçalandığı……Bunlar kalbimizi sızlatmıyorsa o kalp sağlıklı olmasın zaten.
Kalbiniz bunları unutmuş olamaz değil mi?
Tamam hayat devam ediyor, bunu bende biliyorum ama bazı şeyleri çok çabuk yaşayıp çok çabuk ta unutmuyor muyuz? Bakın Filistin, gazze ağrıları hafifledi, bitti demiyorum ama hafifledi .Artık o kadar sık bahsetmiyor ve ağlamıyoruz.Fakat hiç değilse yardımlarımızı kesmemeyi diliyorum.Böyle durumlarda azda olsa sürekli olan yardımlar çok daha iyidir diye düşünüyorum
Gelelim seçime ben siyasetçi değilim hele siyasi bir yazı hiç yazamam böyle bir niyetim ve yeteneğimde yok. Ama şu kadarını söyleyebilirim,özgür iradesi olan insanlar olarak ,birazda bakan ve gören gözlere sahip insanlar olarak vereceğimiz kararlardan sorumlu olacağımızı unutmayalım olur mu.Eşlerinin zoruyla ,yemin ettirilerek yada babamın partisi yada köyümün adamı diye oy verilmez.Gerçekten faydası olacağını düşündüğünüz siyasi bir duruşu olan kaliteli ve yeterli insanların varlığını destekleyelim.Destekleyelim de kalbimiz ve vicdanımız bizden şikayetçi olmasın.
Bir evin içinde baba üç beş kişilik bir aileyi,bir öğretmen sınıftaki öğrencilerini,bir amirin emrindeki memurlarını yönetirken bile sıkıntılar ve sorunlar yaşadığını düşünürsek bir ülkeyi yönetirken de bazı aksaklıkların olması normal değimlidir?
İç karışıklıklar bize zarardan başka bir şey getirmez !
Bu milletin ne zorluklar atlattığını unutmadınız değilmi?
KIRGINIM
Kime mi? Yada neye ve niçin mi?Bir çok şeye.Burada sıralamaya başlarsam köşeyi tamamen işgal etmekten korkuyorum.Ama ana başlık olarak kırıldığım noktaları söyleyebilirim.En başta eli kanlı katil İsrail’e müdahale etmeyen tüm dünyalılara kırgınım.(ama onların bundan haberi yok)Allahın erkeklere emanet olarak yarattığı kadınlara hıyanetlik eden erkeklere kırgınım.
Kardeşim diyerek sıkıntımı paylaştığım ama sonradan yüzüme vuranlara kırgınım.
Hastalığımda kapıdan burnunun ucunu göstermeyen komşuma kırgınım.
Biz din kardeşiyiz deyip de yolda birbirlerine selam vermeyen cemaatli kardeşlerime kırgınım.
Kardeş aile projesini anlattığım arkadaşlarımın “biz kendi ailemize bakamıyoruz ” sözlerine kırgınım.
Kadınları sadece hizmet etmekle yükümlü varlıklar olarak gören ve sorumluluklarını yerine getirmeyen erkeklere kırgınım.Liste uzayıp gidiyor.Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış (buradaki tavşan ben oluyorum tabii).Şöyle bakıyorum etrafıma bir sohbet esnasında genellikle konuşulan konular havadan sudan,çocuklarımızın okul başarısından,doğalgaz faturasından ,nasıl az yakılıp çok ısınacağımızdan v.s.Bunların hepsi ayrı bir yazı dizisi olur.
Bu hafta çocuklarımızdan ve bir çok annenin yaşadığı kırgınlıklardan bahsetmek istiyorum.Çocuk yetiştirmek belki de kadın olmanın dışında dünyanın en zor işi..Evliliğin ,hayatın en güzel meyveleridir çiçekleridir çocuklarımız.Dokuz ay boyunca heyecanla beklenen kucağımıza aldığımızda dünyanın en güzel hediyesi diye baktığımız çocuklarımız.Hiçbir şeye değişemeyeceğimiz ,tırnağına zarar verenin gözünü oymak istediğimiz,benden önce “o” dediğimiz çocuklarımız.Neslimizin devamı,gurur kaynağımız Allahın bizlere emanetleri evlatlarımız.Ne olmuştu da bu kadar değer verdiğimiz çocuklarımız anne baba katili olabiliyor,canlarından çok sevdikleri annelerde evlatlarına kıyabiliyor.Basılı ve görsel yayından bazı programları takip ediyor ve izlediklerimizden dolayı da dehşete kapılıyoruz.Bu olaylar önceden de vardı diyeceksiniz belki ,tabi vardı ama bu kadar çok muydu Allah aşkına.Taklit edilen dizi kahramanları ardı arkası kesilmeyen istekler.Çocuklarımızı doğdukları andan itibaren güzel ahlak üzere yetiştirmeye gayret ederken teknoloji ile birlikte birçok şeyin yozlaştığını düşünüyorum.Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmakla ,birçok yenilikler katmakla birlikte,doğru kullanılmadığı zaman son derece zararlı.İnternet ortamında kurulan yanlış arkadaşlıklar,yanlış seçimler,sınır tanımama ve yanlış kararlar çoğu zaman hüsranla sonuçlanıyor.Çocuklarımızı mutlu etmek adına özellikle arkadaşlarının yanında rencide olmamasını bahane ederek her istediklerinin yapılması maalesef çocuklarımızı sorumsuz ve doyumsuz yaptı.Artık verdiklerimiz çocuklarımıza yetmiyor daha fazlasını istiyor emeklemeden koşmak istiyorlar.Annelik babalık bir ömür boyu devam eden, karşılıksız sevgi ve fedakarlık isteyen iştir.Çocuklarımızı dünyaya getirmekle onların sorumluluklarını yükleniyor ve bu ölene kadar da devam ediyor.Sorunlarımız ve sorumluluklarımız onların büyümesi ile katlanarak devam ediyor.Büyütüp evlendirmekle kurtulduğunu sananlar bir zaman sonra onların hayatında baş gösteren problemlerle yanıldıklarını anlıyorlar.Velhasıl günümüzdeki evliliklerde bir çok sebeple birlikte yine çocuklarımızın maymun iştahlılıkları yüzünden çabucak yıkılıveriyor.Bunun sebebini diğer faktörlerle beraber maneviyatın azalmasına bağlıyorum.Allah korkusu olmayınca hatalar ve günahlar mubah sayılıyor ve özgür yaşama hayali ile birçok yanlışa düşülüyor.Çocuk olsalar bile tabi ki onlara da saygı duymalı aldıkları kararlarda arkalarında olmalıyız.Hata yapa yapa doğruyu bulmalarını beklersek telafisi mümkün olmayan hatalar yaptıklarında onları nasıl teselli edeceğiz.Bir çok uzman çocuklarımızla arkadaş olmamızı öneriyor.Yok efendim ben çocuğumla arkadaş olmak istemiyorum,çünkü bir müddet sonra bunu koz olarak kullanmaya başlıyor ve size arkadaşına davrandığı gibi davranıyor.Haa bu kötü bir şey mi,bana biraz sakıncalı geliyor, çünkü bir zaman sonra bunu suiistimal etmeye başlıyorlar.Arkadaşlık kuralım derken saygı yok oluyor ,kaç çocuk gösterebilirsiniz bana ,arkadaşlarına her şey den önce saygı duyan.Saygı olmadan sevgi olmaz.Ben arkadaş değil anne olmak istiyorum,anne ve çocuk arasındaki bağın ve saygının çok daha etkili olduğu kanısındayım.Bu benim fikrim tabii herkes farklı düşünebilir.Çocuklarımızla konuşabilmeli ama aradaki sevgi ve saygıyı koruyabilmeli,daima yanlarında olduğumuzu hissettirmeliyiz.Çocuklarımızda cennetin annelerin ayaklarının altında olduğunu unutmamalı,davranışlarını kontrol etmeli,saygılı olmalı,onları üzerek başlarını öne eğecek her türlü hareketten kaçınmalı,doğru arkadaş seçmeli kısaca hayırlı evlat olmalılar.Allah hiç kimsenin evladının ayağını taşa değdirmesin, şeytanın şerrinden ve her türlü şerden, nefsi emmarenin şerrinden korusun
KADIN & KADIN….
Yaşasınnn… 8 Mart Dünya Kadınlar günüydü! Dünyadaki bütün kadınlar tek tek kutlandı, tebrik edildi, takdir ve onure edildi ???…364 gün boyunca hüküm süren erkek egemenliği kalktı ve kadınlar bir gün boyunca bunun intikamını aldılar ve bittiiiii…Kadın Allahın yarattığı en kıymetli varlıklardan sadece biridir .İslam dini kadar başka hiçbir din kadına hak ettiği değeri vermemiş ve onu yüceltmemiştir.Hıristiyanlar bir kadının İncil’e dokunup dokunamayacağını tartışırken Resul-i Ekrem(s.a.v) “Cennet annelerin ayakları altındadır” diyerek İslam’ın kadına verdiği değeri belirtmiştir.
Her zaman özenilen ,girmek için her türlü fedakarlığın yapıldığı Avrupa da kadınlar ikinci sınıf varlık olarak görülürken Müslüman kadınların hakları oldukça fazlaydı.Bu konuya girersek çıkmak çok uzun zaman alabilir.Fakat şunu bilelim ilk müslüman bir kadındı ,ilk şehit bir kadındı ve sevgili peygamberimizin soyuda ,sevgili kızı Fatımadan devam etmektedir.Dinimizin kadına verdiği değeri anlamak için bu kadarını bilmek bile yeterli bence.Feministler bana kızabilir ama kadın ve erkek eşit yaratılmamıştır,fakat bu onların hakir ve hor görülmesini ,aşağılanmasını, lanetlenmesini,ve ikinci sınıf insan muamelesi yapılmasını haklı göstermez..Benim bahsettiğim eşitsizlik fiziki ve duygusal anlamdaki eşitsizlik.Çünkü kadınlar çok daha narin, çok daha duygusal,çok daha merhametli ve sevgi doludur.Erkekler ise daha sert ,olaylara bakışı daha farklı ve duygusal olarak o kadar hassas değildirler (istisnalar hariç).Çünkü kadın herşeyden önce annedir,ve anne şefkati, merhameti,sevgisi başka hiçbir canlıda olamaz.Bir çiçeğin dalını kırarsanız tamiri mümkün olurmu, işte kadın kalbide böyledir kırarsanız bir daha yeşeremez.Gün geçtikçe solar sararır ve bir gün gelir artık açamaz kokamaz olur.Oysa kadın her şeyin en iyisine layık olan çocuklarının ilk öğretmeni, evinin hizmetçisi ve eşinin sadık hayat arkadaşıdır .Bir kadın bir ana evlatlarını ne kadar güzel yetiştirirse toplumda o kadar sağlıklı ve kaliteli olur.
Toplum ve ahlak kuralları dejenere olunca bozuk bir neslin türemesi de kaçınılmaz oluyor . Kadına değer verdiğini iddia eden kesime bir bakın, kadını ve kadın vücudunu nasılda acımasızca teşhir ediyorlar.Basit bir sakız reklamında ,bir araba fuarında yada takı reklamında vs . vs. Ama diyeceksiniz ki buna müsaade eden kadının kendi değilmi maalesef haklısınız. Bütün kadınları aynı kefeye koymak çok büyük bir yanlışlık ve haksızlık olur aslında .Ama batı hayranlığı, misyonerlik çalışmaları meyvesini verdi ve hem müslüman olup , hemde hıristiyan gibi yaşamayı öğrettiler .Bu yıllarca beyinlere öyle empoze edildiki yasak ve günah olan şeyler , yavaş yavaş mübahmış gibi algılanır oldu.Pazar malı gibi teşhir edildi ve edilmeye de devam ediyor ve maalesef gençler bu özentiler le büyüyüp bir çok yanlışa düşüyorlar.Şimdi bıraksınlar konferanslarda ezberlenmiş söylemleri de ,bir faaliyete geçsinler kadın hakları savunucuları.Lafla peynir gemisi yürümüyor.
Kadınlar Allahın erkeklere emaneti , dünyanın renkleridir ,ama maalesef bazı erkekler kadınları sadece evde yemek yapan çocuk doğuran tarlada bağda çalışan bir obje gibi görmeye devam ediyor.Özellikle çalışma hayatında sürekli bir rekabet ,bir çekişme söz konusu oluyor.Bir konuşma ortamında kadın yokmuş gibi davranılıyor,sorduğu soruya “lütfen” bile cevap verilmiyor.Hatta sizi azarlayarak, kaale almayarak ta kendinizi kötü hissetmenize sebep oluyorlar.Unutmayın beyler kadınların bir eli beşiği bir elide dünyayı sallar.Yaptıkları güzel işler için teşekkür etseniz yada iltifat etseniz incileriniz mi dökülür..Yada küçük hediyeler alsanız şımarırlar diye mi korkuyorsunuz bırakın şımarsınlar ne olur yani.Onlar hayatları boyunca çocuklarınızın şımarıklıklarına ve de sizin kaprislerinize seve seve katlanmıyorlar mı? Ama olsun senede bir gün kadınlar günü var ya acaba kaç kadın bu günden haberdar.
Sonuç olarak… evet bir çok kadın kocasından, babasından, kayınpederinden , kayınvalidesinden ve hatta çocuğundan bile şiddet görebiliyor.Kadınlarımızda haklarını bilmedikleri için kendilerini savunamıyor bunu kadermiş gibi çekmeye mahkum oluyorlar.Şiddetin kırsal kesimde daha yaygın olduğunu düşünenler yapılan istatistiklere baktıklarında yanıldıklarını göreceklerdir.Öğrenim seviyesi yüksek kesimde de şiddet oldukça yaygın.
Bu konu bitecek gibi değil zaten öyle bir iddiamda yok , bir hadisle bitirelim anlayan anlar ?
EN ÜSTÜN MÜ’MİN ,HANIMINA EN İYİ ,EN LÜTUFKAR DAVRANAN GÜZEL AHLAKLI KİMSEDİR(TİRMİZİ)