Kaldırımları nasıl bilirsiniz ?Garip bir soru oldu,mevtayı nasıl bilirsiniz der gibi.Peki şöyle başlayalım kaldırımlar size neyi çağrıştırıyor.Bakın şimdi buna verecek mantıklı bir cevabınız vardır.
Mesela kaldırımlar bir sahil boyunca sevdiğinizle birlikte el ele tutuşarak dolaştığınız ,bir çok anınızı paylaştığınız yer olabilir.Bu örnek kaldırıma değil de sahil boyu terimine daha çok uydu gibi…O zaman ne yapalım ,ne yapalım..tamam buldum.
Kaldırım aslında trafikte insanların güvenle yürüyebileceği,can güvenliğinin sağlandığı yollar diyebilir miyiz ,sanki bu daha doğru oldu.Neyse sözlüğe bakmadım ,gerekte yok benim kanımca kaldırım tarifi bu olmalı.
Gelelim asıl mevzuya ,kaldırımlar gerçektende yayaların güvenle kullanabileceği yerlermi,tabii öyle öylede bu kaldırımları ah birde kullanabilseler.
Yoo yanlış anlamayın daha önceden bahsettiğim gibi dükkan sahipleri eşyalarını sergilemek için ,kaldırımları işgal ettiklerinden değil bu sıkıntı.Gerçi hiçbir şey değişmedi hala eşyalar dışarıda, yayalar yollarda,insanlar yol kenarlarına dizilen mantarları sökmüşler,arabalar kaldırımda .Yurdum insanı her konuda çok yaratıcı.Zaten dar olan kaldırımda arkadaşınızla yürümeye kalksanız imkanı yok ,birde karşıdan geleni hesap edin çarpışan otolardasınız !veee var gücünüzle bağırıyorsunuz,SESİMİZİ DUYAN VARMI ….!!
Neyse konumuzu dağıtmayalım,ne diyorduk kaldırımları kullanamamaktan şikayet ediyorduk,belli bir noktadan sonra kaldırıma sığmayınca yollara iniyor adımız Kırıkkaleliler yol ortasında yürüyor a çıkıyor Biz bunu bir sorun olarak görürken engelli arkadaşlarımız ,kardeşlerimiz bu sıkıntıyla karşılaştıklarında ne yapıyorlar acaba.Geçenlerde arkadaşımla çarşıda işimizi bitirmiş eve dönüyorduk ki engelli iki kardeşimle yolda karşılaştık.Gerçektende yoldaydı kardeşim çünkü kaldırıma çıkmıyordu.Yok canı istemediği için değil ,bir sürücünün canı öyle istediği için ,kafanız mı karıştı ? Yani sürücü öyle bir yere park etmiş ki başkası umurunda değil,neye engel olduğunu bilmiyor yada umursamıyor zaten park ediş şekli ofsayt.Diğer araçlar için tehlike arzettiği yetmiyormuş gibi birde engelli kardeşlerimiz için yapılmış kaldırımın önüne park etmiş.Zaten trafik oldukça yoğun,insan yürümekte ve araba kullanmakta oldukça zorlanıyor ,bu duyarsızlık bu egoistlik ve amaan sende cilik neden .Kardeşimde inatla başka bir yoldan gitmek yerine hakkını aramayı tercih ederek trafik polisinden yardım istedi ve sonunda hakkını aldı ve arabaya ceza kestirdi.Şarkıda diyor ya ,boş vere boş vere ne hale geldik.
Durup durup bana sorma
Bunu bilmek olay değil
İnsan doğduk insan ama
İnsan olmak kolay değil
Diyor şair.Daha sonra birlikte yürüdük ve fark ettim ki insanlar gerçekten de yaşamadığı zaman zorlukların farkında olmuyor. Kardeşim bana engelliler için yapılan kaldırımlardaki eksikliklerden bahsetti. O söyleyince fark ettim ve bunu daha önce düşünmediğim için kendime çok kızdım.Mesela kaldırımların çıkışı var ama sonunda inişi yok yani engelli bunu görünce tekrar geri dönüyor ve başka bir yol arıyor.Yada tam tersi ,çıkışı yok ama inişi var ne saçma tam Temel fıkrası gibi.(ayrıca bu Temellerden ne istiyorlar onu da bilmiyorum)
Üstadın dediği gibi
İçimde damla damla bir korku birikiyor
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler
Engelli kardeşim bu sıkıntısını yetkili şahıslara bildirdiğini fakat onların sorunu çözmek yerine yaptıkları faaliyetleri anlattığını söyledi.Bazı büyük şehirlerde engellilere yönelik güzel hizmetler olmakla birlikte bir çoğunda olmaması bu yazıyı yazmak için kafi galiba.10-16 mayıs engelliler haftası olarak kutlanıyor her zamanki gibi belediyeler tarafından proğram hazırlanmıştır. Konuşmalar şiir,spor gösterisi vs..Engellilerin yaşadığı zorluklar yapılması gerekenler vs.vs. maalesef konuşmaktan öteye geçilemeyen bir proğram daha yaşanır ve bir sonraki seneye kadar engelliler unutulur,bu kardeşlerimiz senede bir kez hatırlanmak değil dertlerine çare istiyorlar.Kaç iş yerinde çalışan engelli bir kardeşimi gördünüz ,ama onların ufku o kadar açık ki o kadar yetenekliler ki aklınız almaz ve o kadar hayat dolular ki ve o kadar pozitifler ki.
Toplum olarak gerçekten çok duyarsızız ve şükretmesini hiç bilmiyoruz .Bu gün sağlıklıyız ama bir gün bizde o duruma düşebiliriz gibi klişe laflara gerek yok
Neler gördük bu dünyada
Neler verdik bu uğurda
Sultan olmak kolayıda
İnsan olmak kolay değil ………..
diyelim ve bitirelim
SESİMİZİ DUYAN VARMI
GÜL KOKULUM
GÜL KOKULUM
Gül kokulu oğlum,gül kokulu,gardaşım,gül kokulu yarim..Çiçeğim cennetle müjdelenmiş şehidim, askerim,Memed’im.Anasının kuzusu saçları kınalısı,kiminin ilk göz ağrısı.Çiçekler sevginin diliymiş, acıyı hele evlat acısını hangi çiçek ifade edebilir,dünyanın bütün çiçekleri olabilir mi ,sizce mümkün mü bu….
Herkesin bir gülü ,gülleri vardır,her gülün ayrı güzelliği,ayrı kokusu.Gülünüzü o kadar çok seversiniz ki o kokunun içinde boğulup gitmek yada yeniden doğmak istersiniz.Gülünüzü o kadar çok seversiniz ki koklamaya kıyamaz,kokladıkça kokusu bitecek ,solup sararacak,yaprakları dökülüp kuruyacak sanırsın.İşte o yüzden incitmeden koklar,gözlerinle okşar,yanındayken hep hasret kalırsın.
Güller tek başına bu kadar güzel olursa ,birde demet halini canlandırın gözünüzde ,ne muhteşem bir görüntü…
On adet gül yola çıktılar,diğer onlarca arkadaşları gibi.Ama onlar başkaydı ,bambaşka.Onların hikayeleri arkadaşlarıyla aynı başlamıştı belki ama çok farklı bitecekti.On farklı hikaye ,on farklı aile,on farklı sevdalı.Birlikte bir yolculuğa çıkılmıştı,sadece gidiş bileti olan bir yolculuk.Zaten oraya giden bir daha dönmek istemiyordu ki, ama bunu kalanlara nasıl anlatmalı.
Güle oynaya şarkılarla,türkülerle,dualarla çıkıldı yola,hedefe varmak için sabırsızlanıyor yolculuğun bitmesini dört gözle bekliyorlardı.Otobüs gül bahçesiydi,onlarca gül,ama onca gülün arasından seçilmiş on gül.Hepsi seçilmişti hepsi özeldi ama onlar başkaydı.Aynı yolculukta birbirini tanımayan on yolcu, onlar çok özel bir yere gidiyordu,sevenleri,sevdikleri aileleri,sevdalıları istemese de onlar gidiyorlardı.O kadar güçlü, yürekli ve cesurdular ki bakışları şahin yürekleri dağ gibi….
Analar güllerini yolladılar,kokularına doyamadıkları,yeterince koklayamadıkları.
Kimi sözlü,kimi nişanlı,kimi evli kiminin vardı kırk günlük bebesi,ama onlar gözlerini kırpmadan seve seve gittiler vatan beklemeye.Kahpe düşmanın karşısında aslanlar gibi durdular,düşman o kadar korkaktı ki yüz yüze çarpışmaktansa ,arkadan vurmayı, hain tuzaklar kurmayı tercih ediyorlardı.Üstlerinde çaputlar ellerindeki bez parçasıyla ne kadar da………..görünüyorlardı.
Siz kimsiniz ki benim yiğidimin,aslanımın, gülümün, Memedim’ in karşısına çıkacaksınız.Siz kimsiniz ki benim yiğidime kurşun sıkacaksınız,haa diyelim sıktınız korkup kaçacaklar mı sandınız sizin gibi.Bir Memedi yada on Ahmedi vurdum diye sevinenler yüz binleri,milyonları şaha kaldırdıklarını fark etmiyorlar galiba.Güller doğdukları toprağa geri döndüler.Ne mutlu onlara ki şehit oldular.”Allah yolunda öldürülenlere “ ölüler” demeyin.Aksine onlar diridirler ancak siz fark etmiyorsunuz [bakara,2/154] ayetine muhatap oldular.Alçak düşman cehennem çukurunu dolduracakken onlar cennet bahçelerinde gezecekler.
O güller kahpe kurşunla vurulurken, vatan sağ olsun diyerek ölümden korkmadan , toprağın koynuna tebessüm ederek girecek.
O güller ki vatan borcunu her şeyden kutsal bilecek ,vatanını anasından, babasından ,sevdalısından daha çok sevecek.
O güller ki göğsünde Allah sevgisi ve imanı ,cebinde yavuklusunun mektubu elinde öldüğünde bile bırakmadığı silahı olacak .Böyle bir yiğidi hangi kahpe kurşun vuracak.
O yiğit ki “öldüğümde arkamdan ağlamayın bin canım olsa hepsini bu vatana seve seve veririm diyecek,tabutunun başında iki yaşındaki oğlu asker selamı duracak,büyüdüğünde babasının yerini ve öcünü alacak.
Anneler günü yaklaştı,herkes annesine ya bir hediye alacak yada bir çiçek.Hiç bir şey alamayan elini öpüp yanağına bir buse konduracak ,annesinin göğsüne yaslanacak.Peki ya gidenler gidip de geri dönmeyenler.İşte o zaman roller değişecek o mübarek anneler ,kendilerine gelemeyen güllerine bir demet çiçek alıp gidecekler.
“Sen gelemedin oğul ama ben sana geldim yavrum diyecek.Kardeşini senin yerine bu vatan için yetiştiriyorum sen rahat uyu” diyecek.Gül kokan toprağını doya doya koklayarak bağrına basacak,artık solmasından yapraklarının dökülmesinden korkmayacak.
Annelik herkese nasip olmaz ,hele şehit annesi olmak çok özeldir ve bir o kadar da zor .Bütün şehit annelerinin ellerinden hürmetle öpüyor ailesine ,eşine ve çocuklarına başsağlığı diliyorum.
…….. ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ………………..
[
İŞTE BENİM ANNEM

İŞTE BENİM ANNEM
Canım anneciğim nasılsın iyimisin,inşallah iyisindir.Bizleri soracak olursan bizlerde çok iyiyiz.Çocuklarla uğraşıp duruyorum, tek sıkıntım sizlerden uzakta olmak,memleket hasreti çekmekten ibaret…..Diye başlayan onlarca mektup yazdım zamanında .Neyse ki teller yaygınlaştı ,teknoloji ilerledi de daha önceden de yazdığım gibi hasretlikler de azaldı.
Canım anneciğim,seni şimdi çok daha iyi anlıyorum.Bizlere verdiğin öğütler, nasihatler korku ve endişelerinde ne kadar da haklıymışsın.Anne olunca anlarsınız dediğin bir çok şeyi maalesef benimle birlikte bir çok anne de anlamıştır eminim.Eeee malum zamane gençleri ,baş etmek hiç de kolay değil .Biz gençken bize de zamane genci diyordunuz ama biz böyle değildik anne..Şimdi düşünüyorum da acaba gerçekten bizim zamanımızda teknoloji ilerlemediği için mi yoksa senin terbiye sistemin mi etkiliydi bilemiyorum ,biz böyle değildik anne..Biz sana asla karşı gelmezdik,bize kızarsın darılırsın diye o kadar dikkat ederdik ki .Yine de bir hatamız olduğu zaman sen bize kızınca odaya kapanır annemizi üzdük,bize darıldı diye için için ağlardık ,biz sana kıyamazdık anne..Sen hasta olunca ,yada yorgun kolumuz kanadımız kırılır ,annemiz iyileşsin diye dua eder seni kaybetmekten çok korkar,biz sana doyamazdık anne…
Hala sana doyamam ,kıyamam orda olsam da seni yerinden hiç kaldırmasam ,hiç incinmesen ,hiç yorulmasan istiyorum ,ben seni çook seviyorum anne…
Çocukken bize bağırdığında “keşke benim annem sen olmasaydın “ diye içimden geçirdiğim o zamanları şimdi utanarak hatırlıyorum .Ama ÇOCUKTUM anne ..
Bize iyi bir insan nasıl olur,iyi bir anne, iyi bir eş nasıl olur sen öğrettin.Sıkıntıda sabrı,idareyi ,tahammülü,güçlü olmayı,ağlarken gülmeyi,azla yetinmeyi,insan olmayı sen öğrettin anne…Sadakati ,hassasiyeti,küçükken de olgun olmayı yine sen .İyi ki sen benim annemsin anne bende senin evladın ,meğer ben ne kadar şanslıymışım.
Baba ocağından ,ana kucağından çıkınca insan daha iyi anlıyor anne..Kötü kalpli insanlar beni ağlattığında ben hep “ANNE” diye ağladım anne..Kalbi iki parça ,birinde mutluluk var ,diğerinde ,o parçanın içine büzüşmüş ağlamaklı küçücük bir çocuk.
Başkaları annelerini senede bir gün hatırlasın ben seni hiç unutmuyorum ki anne..Küçükken bizi bir an olsun gözünün önünden ayırmak istemediğin gibi, bende şimdi hep gözümün önünde ol istiyorum.Hani biz evden çıkarken,okula giderken kırk tembih ederdin ya ,arabalara dikkat et,yabancılarla konuşma…Bende şimdi,ilaçlarını aldın mı,tansiyonuna dikkate et,diyetini aksatma diye peş peşe nasihatler sıralıyorum gıyabında.Evdeki tantanalardan bizi korumak için hep kendini öne atardın,babam bize kızacak olsa suçu üstlenir bize siper olurdun.Sen başka annelere benzemezdin,çocuklarla çocuk,büyüklerle büyük olurdun.Gerçi hala öylesin ya stendapçı gibi kadınsın,bizi gülmekten kırar ,karnımıza ağrılar sokardın.Annelik en zor meslek ,üstelik emekliliği de yok,ölene kadar mesaidesin.Doğumundan ölümüne kadar sürekli kollarının altına almak zorunda olduğun, sıkıntılarından saçlarının bembeyaz olduğu,yüzündeki derin çizgilerin belirginleştiği annem…
Bizim için ağarttığın o saçları okşamak,yılların yorgunluğunu taşıyan ellerinden defalarca öpmek istiyorum…
SENİ ÇOK SEVİYORUM ANNE……………
[
ÇİLEMİN ÇİLESİ (1.bölüm)
Her şey 8 yıl önce başladı.Sıcak bir yaz günü insanın oturduğu yerden terlediği bir gün ,yaprak bile kıpırdamıyor insan nefes almakta zorlanıyordu.Her sabah olduğu gibi yine erkenden işinin başına geçmiş çalışmaya başlamıştı.Çalıştığı yer zaten küçük olduğundan sıcaklığı tüm şiddetiyle hissediyordu.Sıcak yüzünden işe başlamadan yorulmuştu bile.Zihnini meşgul eden bu düşüncelerden içeri giren müşterinin selamıyla ayrıldı.Müşteriye yer gösterip buyur ettikten sonra işine devam etti..
Çilem yaklaşık 3 yıldır bir işyerinde sekreterlik yapıyor,boş durmaktansa çalışmanın daha iyi olduğunu düşünüyordu.Gayet düzgün ,ahlaklı,kibar,yetenekli
,bakımlı,bilgili ve kültürlüydü.Koskoca işyerinin bütün sorumluluğu ona ait ,bütün fatura ve giderler,banka işlemleri hep onun sorumluluğu altındaydı.Bu güne kadar evlenmeyi düşünmemiş baba ocağının rahatlığında yaşayıp gidiyordu.Gerçi bütün çeyizini hazırlamış,ufak tefek şeyler dışında hiçbir eksiği kalmamıştı.Karşısına kendisi gibi karakterli ,görgülü, saygılı ve olgun bir insanın çıkmasını bekliyordu.Bunun için acele etmiyor, gelen teklifleri ince eleyip sık dokuyarak değerlendiriyor ,evlenmiş olmak için evlenmek istemiyordu.Yaşadığı muhitten dolayı,çevre baskısının da etkisi ile zaman zaman evlenmek için geç kaldığını düşündüğü de olmuyor değildi hani.Ama o kendine güzel bir uğraş bulmuş ,işinden memnun ,sabah gidip akşam geliyor halinden şikayet etmiyordu.Hayatı böyle devam edip giderken günlerden bir gün………
İşte o gün işyerine gelen kişi onun kaderini belirleyen kişi oldu.Ziyan bir akrabasının tavsiyesi üzerine Çilemi görmek için gelmiş ve tanışmanın yollarını aramıştı.Müşteri gibi ziyaretleri devam etmiş ve niyetini açıklamış ciddi olduğunu söyleyerek görüşme talep etmişti.Bu tür arkadaşlıklara asla sıcak bakmayan Çilem çalıştığı yerde olmak kaydıyla ziyaretlerini kabul edebileceğini söyleyerek misafirini uğurladı.
Birbirini takip eden günlerde Ziyanın ziyaretleri sıklaştı ve arkadaşlıklarını evlilikle noktalamaya karar verdiler.
Ziyan bir devlet kuruluşunda memur olarak çalışan uzun boylu ,eli yüzü düzgün,iyi giyimli düzgün bir adama benziyordu.Etraftan sorup soruşturduklarına göre de kötü bir alışkanlığı yoktu ve evlenilebilecek bir adamdı.Bu araştırmanın yeterli olduğunu düşünen Çilem evlilik teklifine evet demiş ,isteme, söz ve nişan derken evlilik tarihi gelip çatmıştı.Bu arada bazı olumsuzluklar olmakla birlikte bunun herkes için olabileceğini düşünmüş çok da problem yapmamıştı.Zaten oldum olası sorunları büyütmeyen hep alttan alan taraf olmuştu .Çilemin annesi de bazı şeylerin farkına varmış fakat kızının mutluluğu için sesini çıkartmamıştı.Aslında çok yardımsever olan Ziyan bazen öyle şeyler yapıyor ,öyle şeyler söylüyordu ki,insan hayretler içinde kalıyordu.Bütün evlilik aşamalarında olduğu gibi maddi problemler onları da bunaltmış ama bu herkesin başına gelebildiği için çok da önemsememişti.
V e düğün günü ,bütün genç kızarın en heyecanlı günleri.Bembeyaz gelinliğin içinde bir kuğu gibi görünen Çilem yeni bir hayata başlamanın mutluluğunu yaşıyordu ve oldukça heyecanlıydı.Aile kurmanın ve birlikte bir çok zorluğa baş koymanın ilk adımı atılıyor ve yeni bir ev oluyordu .Dinimizce de emredilen peygamberimiz tarafından her zaman tavsiye edilen bir adımı atıyordu .Düğün bitmiş herkes mutlu yuvasına çekilmişti.Evliliklerinin ilk günleriydi ,Çilem kahvaltıdan sonra eşini göndermiş mutfağı toparlıyordu,birden kapı çaldı.Eşi yeni gitmişti kapıyı çalan kim olabilirdi ,merakla kapıya yöneldi ,dürbünden baktığında tanımadığı bir adam olduğunu gördü ,açmak için bir müddet tereddüt ettikten sonra kapıyı araladı.Gelen adam eşini soruyordu ,Çilem adama sebebini sorduğunda aldığı cevapla şok oldu
Adam kimiydi ?……..
NERDESİN?
NERDESİN?
Sen gözlerin nuru,gönüllerin sultanı,iki cihan güneşi,
Allahın sevgilisi,can peygamber nerdesin?
Abdullahın yetimi,Aminenin öksüzü,
Abdulmuttalibin ,Ebu Talip’in kıymetlisi,
Ebu Bekirin can yoldaşı,can peygamber nerdesin.
Gönlümüz senin sevginle senin hasretinle yanıp,
Çağlayıp coşarken,
sana ümmet olma çabasıyla yaşarken ,can peygamber nerdesin?
Bütün kainat ağlamaklı,mahzun,senin yokluğunda öksüz,yetim,
Seni bir an görmeye,canım vermek var niyetim
Ne mutlu sana ashab olana ,ehli beytine,ümmetine,
Gül kokunu doya doya soluyana,
O mübarek yüzüne doyasıya bakana.
Ben seni göremedim, can peygamber nerdesin.?.
Geçtiğin yollara toprak olmak varken,
Bir saç teline kıyamazken,
Biz sana doyamaz,sen ümmetsiz olamazken can peygamber nerdesin?
Ümmetin senin aşkınla yanıyor,
Adın geçince kainat ağlıyor
Gönüller can peygamber diye inliyor, can peygamber nerdesin?
Keşke Mekke Medinede üstüne bastığın toprak olsaydım,
Gül kokunun altında sararıp solsaydım,
Yokluğunda kavrulan ,yanan kül olan gönlüm,
sohbetinle çağlayan olsa,
Umman olup taşsaydı,can peygamber nerdesin?
Sana layık olamadık,biz sözümüzden dönmedik,hiç kimseyi böyle sevmedik can peygamber NERDESİN?